25 Eylül 2017 Pazartesi

Yazamasam da aklım hep sende sevgili blogum ( ya da bloğum)

İki ay olmuş yazamayalı. Bir ara ayarlarında bir şeyler kurcaladım hepten giremedim. Şimdi girdim ama yazacaklarımı unuttum.

Kurban bayramıyla yıllık izin birleşince bir ay kadar işe gelmedim. Okullar da açılınca koşturmacaya start verildi.

Bir ay önce hiç beklemediğimiz bir anda anneannemi kaybettik. Hani derler ya Allah ölümün hayırlısını versin diye, canım anneannem de uyuduğu yerde veda etti hayata. Ki bunu söylemek çok acı ama dedem iki senedir yatalak ve herkes ondan ümidi kesmişken, anneannemi kaybetmek bizi çok sarstı. Özellikle annem hala kendine gelemedi. Anneannemin bize çok emeği var. O bizi öpmez koklardı. Rabbim gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah.

Bayramdan sonra başlayan yıllık izinde, yavaştan okul hazırlıkları ve Eylül ayının denizinin tadını çıkardık kızlarla. Ha ufak bir sakarlık yaşadık ama yine de engel olmadı bizim denize girmemize. Hani Şener Şen genelde görmeden bir yere çarpar ve yuvarlanarak düşer ya; resmen öyle ters takla atarak düştüm. Ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Tek üzüldüğüm çocuklar çok korktu.

Ela kreşe başladı. Ve öyle hazırmış ki buna; hiç sızlanmadan ağlamadan vedalaşıyoruz. Bunda sanırım hem bakıcı ile büyümesinin, bizden ayrı kalmasının hem de ablanın okula gitmesine şahit olmasının etkisi var. İnşallah böyle devam eder Sarı Fırtına.

Okulla beraber ödevler de başladı. İlk haftadan öğretmen çocuklardan iskelet yapmalarını istedi. Ben iki defa denedim ama olmadı, bu sefer babamızın sanat eseri bizi kurtardı. Yıllarca olta bağlamak el becerilerini baya geliştirmiş :)

Hazır izindeyken şu yıllanan bebek battaniyesini bitirdim ve terziye teslim ettim. Daha önce boyamaya niyetlendiğim ama verniklemeye fırsat bulamayınca rezil olan sehpayı yeniden boyadım. Şimdi de Kasım ayında ailemize katılacak olan Nuno halamızın bebeği için bir yelek örmeye başladım. İnşallah battaniye ile aynı olmaz akibeti. Çünkü daha sonra Şubat ayında Emo dayımızın doğacak bebeği için de örmem lazım bir tane.

Haa bir de bayramda (bayram denirse tabi) 4 günlüğüne Mersin -  Tisan'a gittik. Gitmez olaydık. Evet denizi çok güzel, harika iki koyu var ama hepsi bu. Yani otel yok, kiralık evler var ve rezalet durumdalar. Sosyal hayat namına , tesis namına hiç bir şey yok. Gitmeyin anacım. Bir şey kaybetmezsiniz.

Şimdi bakalım cepte ayarları bozulan bloğuma tekrardan giriş yapabilecek miyim? Yoksa hiç fotoğraf ekleyemeyeceğim. Maalesef eklediğim başka bir gmail hesabını devre dışı bırakamıyorum ve bu sorunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum. Telefonu bilgisayara bağladım sabahtan beri hata veriyor. Ya sabır. En kısa zamanda çözmeye çalışacağım.

Sağlıcakla kalın.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Bu aralar

Blog dünyası da yaz tatiline girdi galiba. Bloglarda pek kimse yok, ben de giremiyorum bu sıralar. Kitap okumaya çalışıyorum. Sene sonuna kadar 18 kitap daha okumam lazım hedefime ulaşmam için. Bu sene için kendime koyduğum tek hedef.

Dün iki film izledim. Sol gözüm iki gündür ağrıyınca kitap okuyamadım. Yine Şebo ile Handan'ın filmlerinden izlemeyi tercih ettim.

Kızarmış Yeşil Domatesler

Film seyretmeye uzun bir süre ara verdikten sonra bu filmle dönmek güzeldi.
Evelyn in evliliğini kurtarmak için katıldığı toplantılar süperdi. Rahip ise on numara adamdı.
Towandaaa " Kıyas kabul etmez bir kraliçe " :)
"Ölüm korkulacak bir şey değildir. Bana bak, ben tam atlama yerindeyim ve hiç korkmuyorum" diyor Niny.
Canım kızarmış yeşil domates istedi. Merak ettim tadını.
Lanet ırkçılık var bu filmde ama bununla birlikte harika bir dayanışma, dostluk da var. İzlerseniz pişman olmazsınız.

İyi Bir Yalan

İzlediğim ikinci film daha bir dokunaklı, insanın içine batan, adalete lanet okutan bir film.

Sudan'da "Kayıp Çocuklar" diye ilan edilen çocukların anısına çekilmiş bir film.  Offf yani.

Ben iyi bir film eleştirmeni değilim. Sadece bana neler hissettirdi onu yazabiliyorum. Yoksa sanatsal yönlerini eleştirmek gibi bir niyetim yok. Bu film hayatın acı gerçeklerini insanın yüzüne yüzüne vuruyor. 1983 yılında Sudan'da patlak veren iç savaş yüzünden çocukların hayatta kalabilmek için binlerce kilometre yürümesi, başlarına gelenler ve harika bir kardeşlik filmi. Eskiden Sudan, şimdilerde Suriye. Lanet olsun savaş da bir sektör bu dünyada. İnsanlar rant sağlıyor ölümlerden.

Neyse yeter bu kadar, yoksa inançlarımda, umutlarımda sarsılmalar oluyor.

Patronumuz bize bir jest yaptı. Moral gecesi babında Haluk Levent konseri düzenledi. Gençliğimizin sanatçısı olur kendileri. Her şarkısını ezbere bilip eşlik etmek muhteşemdi. Gerçekten ihtiyacımız varmış. Çok iyi geldi. Umarım devamı gelir :)


Görüşmek üzere , Sevgiler.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Aeden - AKİLAH AZRA KOHEN

Bu kadınla tanışmak oturup bir fincan çay içmek isterdim. Yazardan öğrenilecek çok şey var. Okuyunca algılarını açan, iğrençlikleri gözüne gözüne sokan bir kitap AEDEN.  İçinde tıp var, kimya var, fizik var, din var, hayvan sevgisi, doğa sevgisi ve her şeyi nasıl da tüketmek için programlandığımız var.



Aşılar kısmını okuyunca böğrüme oturan öküz hala kalkmadı yerinden. Ne kadar acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Kitapta her sayfada altını çizecek bir şeyler buluyorsun. Yani kitap hakkında ne yazacağımı bilmiyorum ama gerçekten okumanız harika bir deneyim olur.


"Bir ulusun köleliği; kendi vergileriyle hayat verdikleri kurumların, diğerlerinin eline geçmesiyle başlar, kurulan nükleer santrallerin yaydığı zehirde yetişen nesillerin, hayatta kalmaktan başka hiçbir şeyi önemsemeyecek sağlıksızlıkta olmasıyla devam eder ve samanı bile yurtdışından ithal eder hale gelmesiyle doruk noktasına ulaşırdı."

"Bu insansıların tarihinden öğrendiği bir şey varsa o da bu insansıların kadınlarının katılmadığı hiçbir hareketin devrime dönüşemiyor olduğuydu. İnsansılar belki fark etmemişlerdi ama devrimleri daima kadınlar yapıyorlardı. Çünkü annelerdi uygarlıkların ruhunu koruyanlar."

"Bir toplumun gelişmesi için anneye yani kadına, o toplumu doğuracaklara saygı saygı mecburiyettir."

"Din artık bugün, maalesef, salakların beynini kalıplarla yıkamak için, gelişmemiş ülkelerdeki uyanıklarca kullanılan bir silah haline gelmiş durumda."

"İnandıkları güç onlara merhametli olmayı buyururken onlar acımasızlıklarıyla inançlarını mı koruyorlar!"


"Harita, yolculuklar içinken, bu insansılar için ele geçirilecek yerlerin mimlenmesiydi."

Bunlar alıntılardan sadece bir kaçı. Kesinlikle tavsiye ediyorum. 
İyi okumalar.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Malatya

Annemlerin haftasonu Malatya turu var gider misiniz demesi ile çılgın bir karar sonucunda Pazar günü Malatya'da bulduk kendimizi :) Cumartesi gece çıktığımız günübirlik Malatya turundan bugün sabaha karşı 03:00 de eve döndük ve ben sabah gecikmeli olarak işe geldim. 

Ece ye tabi ki koltuk aldım ama Ela ile kucağımda gitmek kötü bir seçimdi. Ayaklarım zaten 40 numara vatoz balığı gibidir, gezi sonunda balon balığına döndüler.  Ve daha ilk mola yerimizde telefonumun kapanması pek can sıkıcı olsa da, sosyal medya hayatı olmayan beni pek rahatsız etmedi. En azından elim sürekli telefona gitmedi. Bir kaç fotoyu da şirket hattımla çektim. Telefonumun kapandığını duyan biri, "bu benim depresyona girme sebebim olurdu ben bunları (fotoğraflarını gösteriyordu) paylaşmazsam olmaz ki" dedi. Bu da ayrı bir bakış açısı.

Okuduğum bir kitaptan aklıma şu söz geldi: 
"Gördüklerini kalbine işle. Yaşadıklarını başkalarına göstermekten daha önemlidir bu." Paulo Coelho - Aldatmak



Neyse anlatabildiğim kadar turumuzdan bahsedeyim ve anı olarak benim de çektiğim bir kaç fotoğrafı buraya ekleyeyim. 


Güzergahımızda ilk mola yeri Darende - Tohma Kanyonu- Somuncu Baba Türbesi. Dağlar arasında yer alan cennetten bir köşe. Hava muhteşemdi sabah vardığımızda. Çocuklar üşüyecek diye tedirgin bile oldum. Burada kahvaltı ve gezmek için iki saat mola verdik. Nasıl temiz, nasıl huzurlu, nasıl nezih bir yer. Suyun olduğu yerler bana hep daha iyi hissettirmiştir kendimi. Kahvaltı ve hediye çarşısında zamanı kullanamayınca türbeyi gezemeden otobüse binmek zorunda kaldık. Böylelikle dersimizi aldık. Turun en kötü yanlarından biri başına buyruk yolculardır. Rehberi hiç takmayan, kafasına göre takılan, otobüste bekleyenleri ise takmayanlardır. Hem bencil hem saygısızdırlar bu türler. 

Daha sonra Günpınar Şelalesine geldik. Burası da mesire yeri ama ben burayı beğenmedim. Şelaleye giden yol çok saçma. Bir insan sığacak kadar ince iki yol, aradan akan bir metreye yakın genişlikteki su, ama hem gidenleri hem dönenleri düşününce ne kadar saçma bir eziyete dönüşüyor o şelaleyi görmek anlatamam. Sadece bir tesis var. Yer bulmak büyük sorun. Tuvaletler ise tesisin tam diğer ucunda ve baya uzak bir mesafede. Havada uçuşan polenler ise beni tedirgin etmedi desem yalan. Ece'nin alerjisi azacak diye ödüm koptu. 

Bir sonraki nokta Arslantepe Höyüğü Açık Hava Müzesi. Burası güneş en tepedeyken gidilecek bir yer değildi. Ama çocuklara geçmişten bir şeyler, tarihten kalanları göstermek için hızlıca gördüğümüz bir yerdi. Ece sıcaktan çok rahatsız oldu. Ki ben Sarı Şeker Ela için korkmuştum. Allahtan yanımıza güneş kremimizi almıştık. Ve Malatya'nın en sevdiğim yönü akan tüm suların buz gibi olması. Su orda bize hayat verdi. Bizim memlekette akan soğuk su bulmak imkansız gibi birşeydir. 

Daha sonra Hasan Basri Türbesine gidildi. Ben Türbe'ye geçmedim ama harika bir çevresi olan bu Türbe'ye bayıldım. Gerçekten ağaç insana, doğaya, hayvana bu denli lazımken ekileceği yere neden kesilir ki? 

Bir sonraki durak Şire Pazarı. Malatya'da yer gök, sağ sol her yer kayısı. İşte bu pazarda kayısı ve türevlerinin satıldığı bir yer. Malatya kayısısı , kayısı sevmeyen bana bile sevdirdi kendini. Yeşil olmasına rağmen baymayan bir şeker oranı ve elma gibi kütür kütür yapısıyla. Kuru kayısı almadan gitmek de olmazdı. Hediyelik alacaklarımızı aldıktan ve sadece fiyat sormak için yanaştığımız dükkanlarda ikram edilen o kadar kayısıhüplettikten sonra otobüsteki yerimizi aldık.

Atatürk Evi ve Müzesi ise kapalı olduğu halde ısrarımıza dayanamayan görevlinin bize gösterdiği incelik sayesinde ziyaret ettiğimiz diğer bir yerdi.  Genelde fotoğraflardan oluşuyordu. Benim fotoğraf çekememem kötüydü.

Gezilecek daha bir sürü yer varmış aslında ama biz bir güne ancak bu kadarını sığdırabildik. Yorucuydu. Ela uyurken arıza çıkardı. Evindeki rahatlığı aradı kuzum. Benim ayaklarım uyuştu. Kucağında çocuk varken uzatamamak kötüydü. Ama tüm bunlara rağmen kızlarımla böyle anılar biriktirmek güzeldi. 

İyi haftalar.

23 Haziran 2017 Cuma

Tarif - Film - Bayram

Öncelikle şu sıcak yaz günleri için içinizi ferahlatacak bir limonata tarifine ne dersiniz? Tarif çok pratik. Umut Sepeti gayet ayrıntılı bir şekilde hem yazmış, hem video eklemiş.  Videoyu izlerseniz ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.

Görsel Umut Sepetim'den


1 adet dondurulmuş limon
1 adet dondurulmuş portakal
1 bardak şeker
2 lt ye yakın soğuk su.

Ben buzluğa konmuş limonla portakalın nasıl dilimleneceğini düşünüyordum. Muhtemelen taş gibi falan olurlar diye düşünmüştüm. Ama öyle olmuyormuş. Dilimleyip blenderda şekerle birlikte çekip püre haline getiriyorum. Sonra da su ekleyip süzüyorum. Portakalla limonun birlikteliği limonataya harika bir renk veriyor.  Annem eskiden Handan gibi yapıyordu. Limonları doğrayıp şekerle bir süre beklettikten sonra, yoğuruyordu. Sonra su ekleyip süzüyordu. İkinci tarifi limonları sıkıp şekerle kaynatıp konsantre elde edip saklamaya başladı. Ama bence hiç gereği yokmuş. Şimdi buzluğum bir sürü limon ve portakalla dolu. Dolabımda da hergün taze mis gibi limonata bizi karşılıyor.
Afiyet olsun.

İkinci tavsiye yine Handan'da görüp izlediğim Hidden Figures - Gizli Sayılar filmi. Tek kelimeyle muhteşem. Aynı zamanda iç burkucu. Ben o kadınların yerinde olsam, böyle dimdik ayakta duramazdım. Bu kadar ayrımcılığa tabii tutulup, bu kadar istikrarlı, azimli olamazdım. Şiddetle tavsiye ederim. Sırada yine Handan'ın izlediği benim gözden kaçırdığım ve Şebo'nun da izlenmeli dediği diğer filmlerde.

İyi seyirler.

Ve son olarak herkese;


21 Haziran 2017 Çarşamba

Sürü - Frank Schatzing

İlk defa bu kadar kalın bir kitap okudum.37 günde bitirebildim. Hem 840 sayfa hem puntoları küçük. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Ama Ölüm ve Şeytan la kıyaslarsak Sürü on numara beş yıldız. Yazarın üçüncü kitabı Limit 1248 sayfaymış. Okur muyum bilmiyorum.

Sürü bir bilim kurgu kitabı ama aynı zamanda size okyanuslar, bilim, biyoloji, derin deniz, kimya, coğrafya, orkalar, balinalar ve daha bir sürü şey hakkında bilgi yüklüyor. Kitabın kapağında "Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi! yorumunu sonuna kadar hakediyor.

Okurken kendimi yüzeye çıkmak için çırpınıyormuş, nefes alamıyormuş gibi hissettim. Gerçekten biz insanlık kendinden başkasını düşünmeyen bencil yaratıklarız. Sırf ekonomi için bile bu doğadaki kaç canlıya bilerek ya da bilmeyerek nasıl zarar verdiğimizi hiç düşünmüyoruz.

Bu yaz denize korkmadan girebilir miyim bilmiyorum.

"Ahlak bir insan icadıdır."

"Ne zaman ne yaptığımızı bilmeden çevreyi kurcalasak ölümle kumar oynuyoruz."

"Eğer daireler çizmeye başladıysan yapacak en iyi şey ne, diye sordu kendi kendine. Döngüyü kır. Tekrar yola girmek için ne gerekiyorsa yap. Başkalarına bakmanın bir faydası yok. Kendine bak. Sıra dışı bir şey yap."


"Her şey birdir.
Eğer bir şey değişirse her şey değişir."

"Bilim mucizevi bir şey ve insanlar onunla harikalar yaratıyor."

"Aborjinler doğanın onlara sunduğu kaynaklardan sadece ihtiyaçları olanı alırlar ama beyazlar ellerine geçeni sömürürler."

"En iyi çalışan, en fazla gözden çıkarılabilir olandı."

"Eninde sonunda, insanların yerine makineleri çalıştırıp maliyeti azaltmak mantıklıydı. Makineler güzel, sıcak yemekler istemezdi. Uyumaz, zor şartlarda çalışır ve para almayı beklemezlerdi. Asla şikayet etmezlerdi ve bir sorun çıktığında bir şey vermen gerekmeden onları kaldırıp atabilirdin. Ama robotlar da içgüdüleriyle hareket edemez ve insan gözüyle kulağının yerini tutamazlardı. İnsan denklemden çıkarıldığında insan hatalarından kurtulunabilirdi ama onları tamir edecek insanlar olmadan da makineler çalışamazdı."

"Özgür irade harika bir şeydir ama sadece bir kaç düğmeyi çevirene kadar. Örneğin acı."


"Bir bakteri çağında yaşıyoruz. Üç milyar yıldan fazla zamandır şu anki formlarını değişmeden korudular. İnsanlık geçici bir moda akımı gibidir; ama Güneş patladıktan sonra bile bir yerde, bir şekilde bu mikroplardan bazıları var olmayı sürdürecek. Bu gezegenin gerçek başarı hikayesi onlardır, insanlık değil."

Kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar.

20 Haziran 2017 Salı

Asayiş Berkemal

Son postumdan sonra daha iyiyim. O gün gerçekten sinirden kendi kendimi yiyordum. Ece gerçekten beni yoruyor. Ufaklıktan daha çok. Sürekli tüm ilginin onda olmasını istiyor. Ben gerçekten ergenliğini düşünemiyorum, korkuyorum. Sürekli bir istekle yanıma geliyor. Saçma sapan konulara kafa yoruyor. Alakasız kendini ilgilendirmeyen sorular soruyor. Dizi izlemeye bayılıyor. Yani babasıyla hoşlanmadığımız ne varsa yapıyor sağolsun. Dur bakalım bizi daha neler bekliyor?

Geçen gün annemlerde kaldılar ben de fırsattan istifade evdeki konserve kutularını boyadım. Çok iyi geldi bişeylerle uğraşmak. İlk peçete dekupaj denemem. Yakından bakınca hatalar var ama uzaktan görünmüyor. Sırada sehpalar var. Renkli boyamak istiyorum. Evin venge renginden daral geldi. Ama eşim hiç destek olmuyor bana bu boyama işlerinde. Sanırım heves edip çabuk sıkılmamdan dolayı. 




Haftasonu üçüncü defa hala olacağımın haberini aldım. Kız mı olacak, erkek mi? Kime benzeyecek? Adı ne olacak diye düşünürken buldum kendimi. Ben bu kadar heyecanlandıysam onlar kimbilir neler hissediyor? Sağlıcakla kavuşalım inşallah. Bu sene amcamızın oğlu oldu, sırada Nuno halamızın ve Emrah dayımızın bebekleri var. Aile kalabalıklaşıyor.



Akşam kızlar yine annemde kalınca, aklımda sürekli dolanan yapılacak işler listesinden, mutfak dolabı ile kızların oyun dolabı şıklarını da sildim. İşyerinde dinleniyorum, eve gidince acısı çıkıyor. Evde sadece birkaç saat geçirmek bütün işleri sadece akşamları ve haftasonları yapmak gerçekten can sıkıcı. Gece 1 de işim bittiğinde baya yorulmuştum. Amma boya varmış bizim evde. Sulusu, kurusu, pasteli. Kalem deseniz gırla. Allahım ne gıcık bir iş. Fakat iki baba işi bitirmiş olmanın verdiği huzurla mışıl mışıl uyumuşum. Titiz olmayıp, temizliği bu kadar kafaya takmanın açıklaması nedir onu da anlamış değilim.

Annemlerde kalan kızlar halinden pek memnun. Şila var, evin hemen arkasında taze nohut var, mısır tarlası var. Ohh. Şila sayesinde kızlar köpek korkularını yendiler. Çok istiyordum bir hayvan ile büyümelerini. Emrah dayımızın getirdiği Şila sayesinde bunu başardık. 

Dün sabah işe giderken manavdan çilek aldım. Kaçırdım çilek mevsimini diye üzülmüştüm. Akşam temizleyip, şekere yatırdım. Sabah kaynattım ev mis gibi çilek koktu. İnşallah becerebilmişimdir. Annem soğutup öyle kavanozlara koyar. Ben kaynatıp sıcak sıcak kavanozlara koyup ters çevirdim. Çok bilmişliğin sonu bakalım ne olacak?

Şimdi sırada fotoğraf ayıklayıp tabettirmekte. Ela'nın hala fotoğrafı yok. Kafaya koydum onun da fotolarını tabettirmem lazım artık. Keşke eski usül fotoğraf makineleri kalsaydı. Şimdi dijitaller yüzünden, telefonlar yüzünden insanın elinde doya doya bakacağı fotoğraflar yok.

Ve kitaplığımı da düzeltirsem, sıra gelecek geri dönüşüm projelerine. Kitaplık için eşim yine gaz vermiyor. Her gelen bir kitap alacak, sonra kitap peşine düşeceksin diyor. Bırak kalsın sandık içinde. Ama benim de içime sinmiyor. 

Neyse şimdilik bu kadar.
Sevgiyle kalın.

15 Haziran 2017 Perşembe

İç Döküş

Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hatta kendimden nefret ediyorum. Bloğumu artık eşim bile bilmediğine göre rahat rahat içimi dökebilirim.

Ben harika bir anne değilim. Hatta çabuk sinirlenen, sesi hemen yükselen, herşeye kızabilen iğrenç bir yaratığım. Bu huyumdan hazzetmiyorum. Kendime telkinlerde bulunsam bile başaramıyorum. Çoğu yerde yazmışımdır, kendimin evladı olmak istemezdim diye. 

Ece ile bu sabah yine tatsız bir olay yaşadık. Onun yüzünden mağdur oldum. Beni aradığında hoparlör açıktı ve söylediğim bişeyi üçüncü kişiler duydu. Sabah sabah kudurdum resmen. Ece'nin telefonu olmasına mı kızayım, hemen herşeye kızabilmeme mi kızayım, beni uyarmamasına mı kızayım.... 

Bunu eşimle paylaştığımda suçu bende buldu. Çünkü ben kızlarıma açıklamak yerine sürekli kızan bir anneymişim. Eşimin vardığı sonuç benim anneliği haketmemem, çocukları sevmemem. Bu tabi ki doğru değil. (Bunları yazarken işyerimde beni görmesinler diye dua ediyorum. Ofiste yabancılar var ve ben salya sümük.) Ama düşününce eşime hak veriyorum. Geçen Yeliz yazmıştı. Annelik benim kumaşımda yok diye. Gerçekten beceremiyorum. Çocuklarımı tabi ki seviyorum ama annelik mevzusunda sıkıntılar yaşıyorum. Ece gerçekten çoğu zaman beni zorluyor. İnanılmaz cevaplar veriyor. Beni hem üzüyor hem kızdırıyor.  Bir yanım böyle cevaplar verip benim gibi ezik olmamasına sevinirken, diğer yanım bu saygısızlığını sindiremiyor.  Bana çok düşkün ama benim onun benden bişeyler istemesine tahammülüm yok. Büyüse de çocuk olduğunu unutuyorum. Hala tek başına vakit geçiremiyor. İşim varken sürekli benden ilgi bekliyor. Yapması gerekenleri üç dört kez tekrarlatıyor. 

Hayatından çok şikayetçi olan biri değilim ama artık ben de kendim için bişeyler yapmak istiyorum. 

Annemlere gittiğimde bile rahat edemiyorum, çünkü eşime göre onlara yük oluyormuşuz. Sürekli insanları rahatsız ettiğimize dair düşüncelere kapılıyorum. 

Ciddi ciddi antidepresan kullanmayı düşünüyorum, sinirlerimi aldıramayacağıma göre. Çünkü bu şekilde herkesi kötü etkiliyorum. 

Saçma sapan ruh halleri içerisindeyim. 
Kafanızı şişirdim affola.





12 Haziran 2017 Pazartesi

Bugün Günlerden ELA

Üç sene önce bugün saat 9 da girdin hayatımıza benim sarı şekerim. Anneliğimi taçlandırdın, babana baba olduğunu hatırlattın, Elif Ece'ye ablalığı tattırdın. Hala her gören benim kızım olduğuna inanmıyor. Çoğu zaman bakıcın olduğunu söylüyorum. Ablanın bana olan düşkünlüğünün tersine sen tam bir babacısın. Emzirebilse, emin ol onu da babandan isterdin. Ablanda neye uğradığını şaşıran baban , senin sayende babalıkta level atladı. Vallahi ben halimden memnunum. Çok inatsın, aynı zamanda çılgın. Dans etmeyi seviyorsun ve hala herşeyi ağlayarak yaptırıyorsun. Çok sıcak kanlısın ama bu durum hoşuma gitmiyor haberin olsun. Her kollarını açana sarılmak zorunda değilsin, ya da öp beni diyeni öpmek. Geceleri hala uyanmadan sabaha kadar yattığın gecelerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Bu sene altını bağlamadan yatmaya başladın. Güya büyümüşsün, ama hala her sabah çarşaf pike alez giriyor makineye. Bakalım nasıl aşacağız bu durumu?



Bizde klasik doğumgünleri cumartesileri kutlanır. Hafta arası çalışanlara ızdırap olmasın, bana da evi toplamaya zaman kalsın diye. Ama bu sene nedense çok yoruldum ve kutlamadan bişey anlamadım. Yine doğru düzgün bir fotoğraf çekilmedim, çekilmedik. Şunu anladım ben çok çocuğu idare edemiyorum, çabuk geriliyorum. Sürekli su içmeleri gelir, pastanın belli bir yerini göze kestirir-ki orası emin olun ulaşılmak için baya bir pasta dağıttıktan sonra gelinecek bölgedir. Bütün mutfak dolabındaki tabaklar bardaklar aşağı iner, çatallar yetmez. Evin girilmedik odası kalmaz. Normalde beklenen bişeydir bu ama, çok yorulduğumdan mıdır nedir bu sefer gerçekten isyan ettim. Kağıt bardak tabak olayını da denedim, pek bişey farketmedi. En iyisi dışarıda kutlamak gerçekten. Herkesin ruh sağlığı için :)

Gelelim pastaya, Allahtan Ela küçük. Bu sene pastasını Hello Kitty'li istedi kuzum. Ama pastamızın üzerindeki Hello Kitty nereliydi anlayamadık. Ben evde çizsem daha güzelini çizerdim kesin. Ela mutlu oldu mu, oldu. Ama bu da canımı sıkan mevzulardan biriydi. 

Neyse bu hafta ofis baya yoğun olacak. Yurtdışından misafir ağırlayacağız. Onun da stresinden olsa gerek, fazla duygusala bağlayamadım. Bu da iki arada bir derede yazılmış bir doğumgünü yazısı olsun.

İyi ki doğdun MELEĞİM. Şansın, bahtın açık, sağlığın, neşen daim olsun. Sevdiklerin ve sevenlerin hep seninle, kötüler, kötülükler senden hep uzak olsun.

İyi haftalar.

9 Haziran 2017 Cuma

Ramazan Deyince

Efenim bilenler bilir, fırıncı kızıyımdır. Bildiğiniz eskiden her mahallede yer alan taş fırınlardan. Babamın da pide fırını vardı eskiden. Aslında hala var ama artık eski bir işçisine devretti. Yoruldu canım babacığım. Ayaklarındaki damarların kalınlığı parmağım kadar. Kolay değildir fırın işletmek. Hatta eşim hep dalgasını geçer: kandırdın beni babamın fabrikası var dedin, çıka çıka bir pide fırını çıktı diye.

Sabah çok erken kalkardı babam , bakkallara sabah ekmeği dağıtılacak kolay mı? Bizler uyurken o erkenden ekmek teknesine giderdi. Çocukluğumdan bu yana üç fırın değiştirdik ve bizler hep fırına yakın evlerde oturduk. Annem de babamla çalışırdı. İkisi de çok çalıştılar bugünlere gelmemiz için. Haklarını asla ödeyemeyiz. 

İşte ramazan gelince daha bir yorulurduk hepimiz. Ramazan demek oruç demek, iftara yetişecek siparişler demek, dinlenmeden çalışmak demek. Babam sıcak ocağın karşısında çalışırken bile orucunu tutardı yaz günleri. Ve herkes iftarını açarken bile o çok sonra eve gelip orucunu açardı. Biz kardeşler hepimiz elimizden geldiğince babama yardım ederdik ramazanda. İftara 1-2 saat kala beni eve yollarlardı iftarı hazırlamam için. Evlenene kadar fırın nasıl kullanılır bilmezdim. Bütün yemeklerimiz taş fırında pişerdi. Tadı ise tarif edilemezdi.Bu yüzden çok erken yaşta girmişimdir mutfağa. İlkokulu yeni bitirmiştim elimde patlıcanla yandaki fırına giderdim, annem pide yapıyor olurdu bana nasıl soyacağımı , doğrayacağımı tarif ederdi. Akşam yemeği yediklerinde de asla kötü bir yorum almazdım. Ki beni yemek yapmaya hep teşvik etmişlerdir. Sonra o yemekten bir tabak iki sokak ötedeki halamlara götürürdüm, bir tabak alttaki komşumuza, o tabaklar farklı yemeklerle dolar tekrar gelirdi. İftar sofrası dolup taşardı.

Bayrama son on gün kala kömbe savaşları başlar, eskiden tabi. Çünkü bizim buraların olmazsa olmazıdır kömbe. Eskiden her aile tepsi tepsi kömbe yapardı. Sıraya girerlerdi tepsi kapmak için. Dolayısıyla babam hiç dinlenmeden hatta bazen uyumadan annemle nöbetleşerek kömbe pişirirdi. En zevkli zamanıdır ramazanın. Kadınların sohbeti, şakaları, fıkraları yorgunluğumuzu dindirirdi. İftardan sonra ilerleyen saatlerde kahve yapar indirirdim babamlara, yatmadan önce de çay. uykuları kaçsın diye. kaç sokak öteden duyulurdu kokusu o kömbenin. 
Görsel internetten alıntıdır.


İşte o uykusuz, yorgun günlerin ardından ramazan biter, bayram gelirdi. Gece geç yatan babam hepimizi tembihlerdi. Erken uyananın kulağını çekerim diye . Ama gel gelelim en erken uyanan hep o olurdu yine :)

Bu yazıyı yazarken Çocuklu Hayat bloğundan esinlendim. Çok güzel bir ramazan yazısı yazmış. Tavsiye ederim okumanızı.

Hepinize hayırlı ramazanlar, iyi haftasonları.


6 Haziran 2017 Salı

Size tembel olduğumu söylemiş miydim?

Bloğumu değiştirmek istiyorum. Evet ama yapamıyorum. Kesin sorun bendedir. Şimdi benim amacım blog adresini değiştirmek. Bloğu illa taşımam gerekiyor mu?
Bloğu taşırsam izleyiciler , takip ettiklerim ve bloğumun sağında yer alan herşey sıfırlanacak mı? Yani yeniden düzenlemem gerekecek mi? Bu benim gibi tembel biri için çok meşakkatli bir iş. 
Şu içe dışa aktar olayını beceremedim gitti. En sonunda eskisi gibi kalacak gibi görünüyor. Neyse.

Haftasonu gelsin istemiyorum artık. Gerçekten sürekli evde bir yerleri düzeltmeye çalışmaktan , kafamdakileri gerçekleştirmek istemek ve yapamamaktan bıktım. Konmari yöntemi diye bir şey duydum. Dün ilk defa Ece nin çekmecelerinde denedim ve gerçekten çekmecelerde baya yerin açıldığını gördüm. Sıra Ela ile eşimin çekmecelerinde. Yani üst üste dizmektense böyle sıralamak çok mantıklı geldi. Hem alttan bir şeyi almak isterken üsttekiler de bozulmuyor.

Evde sadece akşamları vakit geçirmek çok can sıkıcı. Zaman yetmiyor kardeşim. Uykuculuk var serde. Tavuk gibi saat 10 da yattığım zaman kendime uyuz oluyorum.  Digi yi de dondurduk. Şu anda evde tv yayını da yok. Ohh

Dolapları düzeltirken bir sürü şeyi ayıkladım. Kafamda bir sürü geri dönüşüm projeleri. Penyelerden ip yapmak istiyorum ama o kadar penyeyi kesip ip yapmak ve örmek işi kaç sene sürer kestiremiyorum. ( Malum yılan hikayesine dönen bir battaniye olayım var benim) Bir de penye ipler nasıl birleştiriliyor. Kilim gibi bir şey örmek istersem ipler nasıl birbirine ekleniyor?

Annemler bir köpek aldılar. Çok güzel bir golden. adını Şila koymuşlar. Ela ve Ece korkuyor. Hatta Ece daha çok. 
video

Okulun kapanmasına 3 gün kaldı ve sınıf mevcudu baya azaldığı için Ece okula gitmiyor. Dolayısıyla yaz sezonu açılmış bulunmakta. Artık hergün dede gelip yazlığa götürecek. Ve bakalım bu yaz sürecinde Şila'ya kim alışacak kim depara kalkacak?

Haftasonu eve gelince dolapta bir sürü salatalık olduğunu gören eşim turşu yap dedi. Bizim Ela günün her saati, her şeyin yanına turşu yiyebilir. İg de sütlaç ile turşu yediği bir video bile var. Salatalık ve küçük elma turşusu yaptım. Bununla birlikte ilk defa kabak turşusu da kurdum. Bakalım nasıl olacaklar. Bir de çilek mevsimi bitmeden reçel kaynatmak istiyorum.

Ela'nın doğumgünü yaklaşıyor ve ben hala kılımı bile kıpırdatmıyorum. Klasik cumartesi kutlaması olacak yine, haftanın hangi gününe denk gelirse gelsin. İftar sonrası olacağı için midir nedir, çok fazla bişey yapasım yok. Pastasını Hello Kitty li istiyormuş sıpam. 

Buyrun size ondan bundan şundan karmakarışık bir yazı. Postuma burda son verirkene Ela'dan bir anekdotla noktayı koyuyorum.

Geçen hafta bir park gezmesi esnasında Ela benim ofisin ordan geçerken bana el sallamak istemiş. Yengesi mesaj attı " cama çık Ela el sallayacak" neyse çıktım, sallaştık. Akşam eve gittiğimde;
- Anne niye izin vermedin ama ben senin fisine gelecektim.
- Nereye gelecektin kızım?
- Fisine :)

Sevgiyle kalın.



1 Haziran 2017 Perşembe

Bloğumun yeni adı ne olsun?

Arkadaşlar bahsettiğim gibi bloğum deşifre olmak üzere. Başka bir adrese taşımak istiyorum. Handan biraz bahsetti. Umarım elime gözüme bulaştırmam.

Aklıma gelen başlıklar:
Nil's girls
Tembel Anne
Tombik Anne
Gökyüzümün Yıldızları

Sizin var mıdır önerileriniz?

30 Mayıs 2017 Salı

Okudum

En son Livaneli'nin Huzursuzluk kitabını okumuşum.

Aldatmak - Paulo Coelho

Kitabı arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum ama bana göre zaman kaybıydı. Kadının tamamen bir hırs uğruna, merak uğruna, duygudan, sevgiden yoksun bir aldatma hikayesi. Erkeklerin doğasında varken, kadınların bastırdığı bir aldatma duygusuymuş. Oysa her insanın yaşaması gereken bir deneyimmiş. 
Okumadığınız takdirde hiçbir şey kaybetmeyeceğiniz bir kitap.


"Gördüklerini kalbine işle. Yaşadıklarını başkalarına göstermekten daha önemlidir bu."

Ölüm ve Şeytan - Frank Schatzing

Bir suikastçının birisine suikast düzenlerken kızıl kafalı bir hırsız tarafından görülmesi sonucu o kızıl kafalıyı yakalama romanıdır. Suikast onu yakalama ve susturma uğruna önüne geleni öldürmekte, bunu yaparken de hiçbir duygu hissetmemektedir. Ne zafere biraz olsun yaklaştığı için sevinmekte ne de bir canlının yaşamını sonlandırdığı için üzülüp pişman olmaktadır. 

"İnanç olmadan mantık da en az bir o kadar şeytanidir ve bir insan ister mantığının ister inancın kölesi olsun sonunda bir körden farkı kalmaz."

"Her zanaat onu yapan ustaya bir şekilde zarar verirdi."

"Güçlüler savaş suçlarını küçük görerek, bilgeler ise omuz silkerek görmezden gelirler çünkü bunlar ne yenidir ne de özgün. Ve savaşmaya devam ettiğimiz müddetçe bunlar değişmeden kalırlar. Bizler Tanrı'nın hayal etmediği biçimde yaratılış üzerinde bir şekilde hakimiyet sahibiyiz. Bizler devin omuzlarındaki cüceler değil, birbiriyle gelişme adına yarış eden, devler ırkıyız - ama bir noktaya geldiğinde hala birimiz diğerinin kafasını sanki karanlık çağların en karanlık dönemindeymişiz gibi rahatlıkla parçalayabiliyoruz."

"Adaletsizliğe başvurarak adaletsizlikle savaşamazsın."

"Hayallerde sorumluluk olmaz."

"Her şeyi Tanrı yaratır ama belki de Tanrı her şeyin olmasını istemez. Belki de Tanrı'nın isteği bizim kendi irademizi kullanmamızdır, bu sayede onun fikirlerini geliştirebiliriz çünkü biz onun fikirlerinden ibaretiz zaten. Eğer Tanrı her şeyse ve bu bağlamda bizler de Tanrı'ysak o zaman bizim acizliğimiz Tanrı'nın da acizliği olacaktır ve ben bunu kabul edemiyorum. Ama eğer Tanrı yaratıcı bir ilkeyse o zaman onun isteğini yerine getirebilmek için biz de yaratıcı olmalıyız, yaptıklarımızın sorumluluğunu üstlenmek zorundayız. Tanrı mantıkla, inancın güzelliğinin ittifakıdır, bu nedenle alimler mantığa, inançla aydınlanmak derler. O dengedir, O birleştirendir, ayırandır, O kainattır, O zaman içinde cereyan eden yaratılıştır, sürekli olarak kendisini yeni baştan var eder; o her bireyin özgür iradesidir."

Kitaplardan Korkan Çocuk - Susanna Tamaro

Ece için aldığım kitabı önce ben okudum. Konusu bana çok tanıdık geldi de. 

Annesi ve babası kitap okumayı sevmelerine rağmen çocuklarının bir türlü kitap okumamasını ele alan bir kitap.Çocuğun kitaplardan korktuğunu düşünüyorlar ancak çocuğun kitap okumamasının nedeni korkusu değil. Bu olayı ailesi bir türlü çözemiyor.

Şimdi elimde Frank Schatzing'in Sürü adlı kitabı var. Kalın bir kitap ama akıp gidiyor. Bakalım ne zaman biter?

İyi okumalar.

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Selam

Nasıl yazsam da yazıma başlasam inanın bilmiyorum.  Ara verince tekrar dönmek zor oluyor hep benim için. Kafamda deli sorular. Bir bıkkınlık, bir boşvermişlik. Aynı zamanda gergin ve sinirliyim. Hep bir şeyleri ertelemek zorundayım.

Eşimin işyerinde hala bir gelişme yok. Neredeyse 2 yıl olacak. Elimizi kolumuzu bağladılar resmen. Evdeki bazı durumlar da bizi geriyor ama hep susmak zorunda kalıyoruz. Şafak sayıyoruz. Ne de olsa okulların kapanmasına az kaldı.

Bununla birlikte güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela ayın 18'inde Said amcamızın ikinci oğlu, Ozan'ın kardeşi Uras bebek katıldı ailemize. O kadar güzeldi ki, hani üçüncüyü doğurası geliyor insanın ama gelip geçici bir histi o kadar. Rabbim isteyen herkese nasip etsin.

Daha sonra ayın 20'sinde Anıt Alanı'nda çok güzel bir organizasyon yapıldı. 1919 gönüllü bir araya geldi ve Atatürk'ün imzasını oluşturdu. İçlerinde biz de varız tabi. O kadar iyi geldi ki bize bu etkinlik. İhtiyacımız varmış. Hava kötüydü, bir yağdı, bir durdu, bir esti ama yine de zamanlama iyiydi. Çünkü organizasyon dağıldıktan en fazla bir saat sonra gök yarıldı resmen.


Bununla birlikte üç günlük tatilde şu postumda yazdığım listeden bir kaç maddenin üzerini çizebildim. Tatil deyince yapılacak işlerin aklıma gelmesinden nefret ediyorum. Elbise dolapları, banyo dolabı tamam, kabanlar, montlar yıkandı kaldırıldı, bir de battaniye yorganların bir kısmı tamam. Gözümü en çok mutfak dolabı korkutuyor.

Bir de uyduruk bir kutu yaptım kendime. İçine evdeki fazla ürünleri dizip dolaba yerleştirdim. Basit bir dıy procesi :) Sırada Ece'den kalma ahşap bir abaküs ile konserve kutu proceleri beni bekliyor. Ha bir de halamızın verdiği bir büstiyeri Eloşa elbise yapacam. Zigonlarımı rengarenk boyayasım da var. Ev o kadar kahve ki, renkli bişeyler eklemek istiyorum.


Bir de bu süre zarfında üç kitap okudum. Haftasonu da yeni bir kitaba başladım. Kitaplar da bir sonra ki postumun konusu olsun bari.

Ha bu arada işyerinden birileri ig hesabımı keşfetti. Bloğumu da keşfeder diye başlığı falan değiştirdim ama umarım işe yarar. Zira burda çok fazla iç döküşlerim var. Sonum olur mazallah :)

Kendinize iyi bakınız.
İyi haftalar.

24 Nisan 2017 Pazartesi

Işıklılardan süpriz gösteri

Muhteşem  bir performans.

Son 1,5 dakikasını gözlerim dolu dolu izledim.

O enstrüman çalan çocuklarla, o muhteşem seslerle gurur duydum.

http://www.fmvisikokullari.k12.tr/web/4-7670-1-1/anasayfa/ust_menu/haberler/isiklilardan_surpriz_gosteri


"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz."

23 Nisan

Neredeyse bir ay olmuş yine yazmayalı. Kitap okumaya çalışıyorum. Ha okuyabiliyor muyum diye sorarsanız; eh işte. Yazacak bişey de bulamıyorum. Tadım yok yine. Depresyonlara girdim ama çıkamıyorum. Artık bazı şeylerin değişmesini istiyorum.

Yazmadığım süreç zarfında çok adil , çok etik, çok özgür, çok medeni bir şekilde referandum yaptık. Ve çok ilginç ki iyi olan kazandı!..

Okulumuzda 23 Nisan töreni yapılacaktı dün. Kızımın herhangi bir gösterisi olmamasına rağmen hepimiz Atatürk tişörtlerimizi giyip gidecektik. Ama maalesef bütün hafta mis gibi olan hava haftasonu bizi ters köşeye yatırdı. Rüzgar saatte 70 km hızla esiyordu. Sahilde uçurtma şenliği vardı ama, uçurtma uçurmak ne mümkündü.




Biz de mecburen avm ye gittik belki çocuklar için bişey vardır ümidiyle , ama nerdeee?? Çocuklara fast foodu , oyun salonunu dayadık geldik.

Öğretmenimiz de söz verdi çocuklara bu haftayı size bayram havasında yaşatacağım. Hergün bir dersi etkinlikle geçireceğiz diye. Tabi biz velilerden de mutfaklara girip onlara süpriz ikramlar hazırlamamızı rica ediyordu. Sonuçta çocuklar için.

Az önce okuldan gelen sms ile ertelenen 23 Nisan töreninin yarın öğleden sonra okul bahçesinde kutlanacağı bildiriliyordu. İyi güzel.

Battaniye hala sürünüyor. Akşamları erken uyuyorum. Bende ki bu tembelliği anlamıyorum. Aklımda sürekli yapılacaklar listesi dolaşıyor ama gel gelelim kolum kalkmıyor.

Bildiğiniz her sene girdiğim bezmiş sendromlarım. Tükenmişlik sendromu denen bişey varmış kesinlikle.

Neyse şimdilik bu kadar.
Kalın sağlıcakla.


29 Mart 2017 Çarşamba

Okudum

Kitap okuma modundayken, iki kitap okudum üst üste. Ondandır buralara sık uğramayışım. İkisi de kanlı kitaplar. İlk kitabı biraz ittire kaktıra okusam da, ikincisi beni derinden yaraladı. Bir günde bitti ama ben de bittim. " Ben bir insandım."

İsmail - Reha Çamuroğlu

Kitap beni tatmin etmedi. Okuduğum tek şey kıyımlar. Müslümanın müslümanla savaşı. Şimdilerde olduğu gibi. Bu konuda Şah Sultan kitabı daha akıcı, daha dolu bir kitap.




Aynaya niye bakarsınız?Üstünüzü başınızı düzeltmek için. Hor görmeden, dikkatle ve eksik bulmak, güzeli görmek için bakarsınız. Mümin , müminin aynasıdır. Öyleyse birbirinize öyle bakın. Teferruata değil, öze bakın. Öze giden yol gözden geçer, göze bakın. (Sayfa 28 )


"Fark edilmeyeceksin, ama var olacaksın..."(Sayfa 44 )


Yenilik için her zaman aşk gerekir. Yeniyi aramak, bulmak, kurmak heyecan gerektirir. Öyle bir heyecan ki, yavukluya verilen ilk öpücüğün heyecanı bile yanında sönük kalmalı. Bu heyecan ancak aşkta vardır, tasavvufta vardır. (Sayfa 48)


Vermek istemeyen birinden aldığında, sen zulmetmiş olmayacak mısın? Belki vermek istemediğini bile anlamayacaksın. Gönülden isteyerek veriyor gibi gelecek sana, çünkü kılıçlarından korkacak, hem verecek hem teşekkür edecek, ama arkandan ettiği bedduayı duymayacaksın. (Sayfa 92)


Zulüm yok olmaz. Kimse bu dünyadaki zulmü yok edemez. O zaman cennete gerek kalmazdı, buranın adı da cennet olurdu. (Sayfa 92)


Herkes yüzülen derisini sırtlayıp celladına acıyabilir miydi? (Sayfa 93)


Bir düzene bağlı olanlar en çok belirsizlikten korkarlar. Öngörülemezlik onlar için bildikleri felaketlerden bile daha korkutucudur. (Sayfa 105)


" Doğrudur , iblis Allah'ın emrine karşı geldi, ama bunu Allah'a duyduğu aşk nedeniyle yaptı. Bu aşk, onun başka bir varlığa secde etmesini engelledi. Lanetlendi, ama aşkı için lanetlendi. ...... Allah insanı her ne kadar kendi suretinde yarattıysa da, ışığın kaynağındaki parlaklığıyla uzaktaki parlaklık aynı değildi ve iblis bunu fark ediyordu. Böylece Allah'a, Adem'e secde etmemesinin haklılığını göstermek için uğraşa girişti. Artık onun için tek amaç, insanın eksikliğini, hiçbir zaman ışığın kaynağı kadar parlak olmayacağını sevgilisine göstermek oldu. Bunun için insanların eksiklerini açığa çıkardı, o eksiklerin açığa çıkması için tahrikçilik yaptı, ama bunlarda amacı hep aşkının haklılığını kanıtlamaktı." (Sayfa 242)


Şüphe , şeytanın öncüsüdür. (Sayfa 243)
Huzursuzluk - Livaneli

Okudukça insanın böğrüne bir öküz oturuyor. Önümde internet, her okuduğum bilgiyi hayal ürünü olmasını umut ederek arattım ama maalesef hayatın iğrenç, acımasız, lanet gerçekleriyle karşılaştım. 
Ağladım Zilan'a, Nergis'e, Meleknaz'a, gözleri bulut bebeğe, işkencelere maruz kalan insanlığa. 
Bu hiç değişmedi değişmeyecek. Tarihte savaşların sebebi hep dindi ve bu böyle devam edecek. Bazıları din konusunda ahkam kesecek, bazıları din kisvesi altında herşeyi kendinde hak görecek. Olan insanlığa olacak.

"Melek Tavus'un diğer meleklerden farkını sorma cesareti gösteriyorum. Çünkü diyor, hem iyiliği hem kötülüğü barındırır, aynen insan gibi. Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir. Diğer dinlerin tanrıları da öyle değil mi? Hem ödüllendirici hem cezalandırıcı bir tanrı o da. Büyük dinlerin tanrısı gibi. "Bana inanmayanın boğazından aşağı erimiş kurşun dökerim" diyen bir tanrı, sadece iyi olabilir mi sence evladım?"
"Nesini söyleyeyim, nesini anlatayım, nereden başlayayım, nerede bitireyim bilmem; böyle dile söze gelmez şeyleri insan kulağıyla değil, yüreğiyle duyabilir ancak. Bizim acımızın üstüne acı yoktur, Bizim figanımızın üstüne figan yoktur. Şengal Dağı kadar büyüktür derdimiz, göğsümüzün üstüne oturmuştur. Öyle çok kanımız döküldü ki, iki nehrin suyu bu kanı yıkamaya yetmez."
"Bu dünya bir penceredir
Her gelen baktı geçti

Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözüm ona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi? Ya o din alimi geçinenler? Din alanlar, din satanlar, laf kalabalığından başka ne söylüyorlar? Onların bütün laflarını da Bir Karadeniz türküsünün iki dizesi açıklıyor:

Bu dünya yalan dünya
Öteki de şüpheli."
"Hizmetçilik yapmak gururunu kırmıyordu ama merhamet yaralıyordu onu."
"Kimi kadınlardaki bu güce her zaman şaşırmışımdır zaten, bu özgüveni, bu inadı, bu kararlılığı nereden alıyorlar, güçlerinin kaynağı ne, niye erkekler duygusal bakımdan daha zayıf ve perişan diye sorup durmuşumdur yıllardır. Erkeklerin beden gücüne karşı, bir ruh üstünlüğü dengesi mi bu acaba?"

İyi okumalar.

20 Mart 2017 Pazartesi

Yine bir hafta sonu yazısı

Yazacak başka konu bulamıyorum artık. Başlığı okuyan bunlar haftasonları napıyor ki kadıncağız yazmalara, paylaşmalara doyamıyor acaba diye düşünüyordur :P

Bizim rutin hafta sonu muhabbetimiz. Çizgiden çıkarsak başımıza taş yağar mazallah :) Cumartesi klasik ev temizliği, pazar da aile büyüklerini gezmece. Hepsi bu kadar işte. Çok şükür ki gidip gördüğümüz büyüklerimiz var, yolumuzu gözleyenler var.

Pazar günü hava güzeldi anneanneye davetliydik. Çok oldu gitmiyorduk. Arabadan iner inmez daldık bezelye tarlasına. Ela'ya göre yeşil leblebi. Taptaze, şeker gibi bezelyeler. Yemeğini sittin sene yemesem aramam ama bu taze bezelyeyi bir oturuşta bir kg yiyebilecek bir potansiyele sahibimdir. Havada hafif esinti olsa bile güneş çok güzeldi. Deniz harika görünüyordu. Ece uğur böceklerinin peşine düştü. Gece Ela yüzünden uyuyamayan babamız serin havada mis gibi bir uyku çekti. Ela da salıncağa teslim olup uykuya daldı.

video
Biz dördümüz oturduk pişti oynadık. Ve tabi ki ben ve annem , Ece ile dedesini yendik :) Ela uyanınca gayet keyfi yerindeydi. Bir ara onu sallarken, durduk yere bana, "İyi ki varsın anne" dedi. Allahım nasıl mutlu oldum. " Sen de iyi ki varsın meleğim " dedim. Sonra saydı " Anneannem iyi ki var, dedem iyi ki var, Ece iyi ki var, babam iyi ki var, ben iyi ki varım.." O kadar içten söyledi ki kocaman bir İYİ Kİ dedim.

Sonra yemek vakti, çay vakti derken, yolda yüksek ses ile HANGİMİZ SEVMEDİK şarkısı eşliğinde evimize döndük. Kabul ediyorum arabesk ruhlu bir aileyiz.


Kanal D nin bu tanıtım videosunu da çok sevmiştim, şarkı ile aynı isimli diziyi de çok seviyoruz.

Sevgiler, iyi haftalar.

9 Mart 2017 Perşembe

Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları.

Hava bugün rüzgarlı olsa da, mart ayının adı çıkmış olsa da, bizim buralara bahar geldi.

Montlar fazla gelmeye başladı.
Akşamları yorgan, battaniye fazla gelmeye, ayaklar dışarı çıkmaya başladı.
İnsanın aklına gezmek halleri gelmeye başladı.
Amaa bir de akla gelen bir olay var ki, insana hem daral geliyor, hem yapmadan edemiyor: Temizlik.

Yapmaktan nefret ederim çünkü; hem kısır döngü, hem tembelim. Ama aklıma düştüğü zaman da uykularım kaçar. Gece yarıları ya da sabahın körleri temizlik yaptığım çoktur. Evimin düzenli olmasını isterim ama başarır mıyım tabi ki hayır. Bizim evin bilimum köşesinden oyuncak çıkabiliyor. Hatta benim işyerine getirdiğim küçük çantanın bile içinden. Ahan da ispatı.  Bu çantanın içine şarjımı, anahtarımı ( çantada bulması zor), peçete, bazen de evden kahvaltı niyetine getirdiğim şeyleri koyuyorum.
Ama içinden çıkanlar :  Bir balon, bir Barbie elbisesi, aç pelikan oyuncağının bir parçası olan balık, üç tane fasulye, bir boya kalemi, bir yüzük ve eşleştirme kartlarından yılan. Bazılarını ben bulup atıyorum çantama, çünkü diğer oyuncakların arasına eklersem, arada kaynayacak ve hiç bir zaman asıl kutusuna dahil olamayacak. İşte evin her köşesinde bulabilirsiniz bu varlıkları.

Şimdi sabah uyanıp, gözlerimi açınca direkt şifonyer ile göz göze geliyorum. Sonra diyorum ki, haydi yavaş yavaş baslasan, boşaltıp silsen, katlayıp yerleştirsen, sen de rahat etsen, o da.

Dolaplar, çekmeceler, odalar, her yer düzen bekliyor, düzeltilmek bekliyor. En son ekimde eşimle yapmıştık dip bucak temizlik. Evde çekilmedik eşya, silinmedik köşe, düzeltilmedik dolap bırakmamıştık. Peki zamanla niye her yer yine hallaç pamuğuna dönüyor?

İki elbise dolabı (bizim ve kızların) boşaltılıp, düzenlenecek
Banyo dolabı
Ayakkabı dolabı
Mutfak dolabı
Buzdolabı
Yastık, yorgan dolabı ( bir adı var mıdır bilmiyorum)
Halılar toplanıp yıkamaya gönderilecek
Koltuk kılıfları çıkarılıp yıkanacak 
Perdeler
Yorganlar battaniyeler yıkanıp kaldırılacak
Montlar, kabanlar yıkanıp bazaya kaldırılacak
Keşke boya badana işine de girişebilsek ama Ela hn sanatını icra etmek için duvarları tercih ediyor.


Kıyafetler ayıklanacak, Kullanılır durumda olup kullanılmayanlar sosyal markete getirilecek. Eskiden Elif'in kıyafetlerini saklıyordum. Şimdi hala saklıyorum ama artık Ela'dan sonra direkt dağıtıyorum. 

Bu sene ev daha bir dağıldı, daha bir kirlendi sanki. Evde birilerinin olması, evi bıraktığın gibi bulamamak sinir bozucu. İki cüce layığıyla yerine getiriyor dağıtma, kirletme işini. Allahtan eşim en büyük yardımcım, Çok destek oluyor. Çoğu zaman mutfağı tek başına topluyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Aslında komple bütün eve girişmektense yavaş yavaş dolap çekmecelere girişsem işim kolaylar ama şu bahar aylarında da gevşiyor işte yaylar.

Neden bahar ile temizlik hep bağdaştırılmak zorunda ki? Kilitleyin beni eve on günde yaylana yaylana yapayım ben işlerimi. Ben de rahat edeyim, ev ahalisi de :)

Sevgiyle kalın.

6 Mart 2017 Pazartesi

Haftasonundan

Yoğun bir haftasonuydu ama yorulmadık. Hepimiz mutlu bir şekilde haftaya başladık.

Cuma günü iş çıkışı evde belediye usulü temizlik yaptım :) Bir kaç parça yedek kıyafet falan hazırladım. Ece'nin hala haftasonu programından haberi yoktu. Pazar günü Antakya'da Bilsem sınavı olduğu için bir gün önceden teyzemlere gideceğimizi sanıyordu sadece. Kısmen doğruydu.

Sabah erken kalktık, dedesinin bizi almaya geleceğini zanneden Ece otobüsü görünce şaşırdı ve daha sonra günü birlik bir tura katıldığımızı anladı. Gayet keyiflendi. Neticede işin içinde gezmek vardı, anneanne vardı. Ohh keyfine değsindi. Ece turlara alışıktı ama Ela ile ilk defa böyle bir etkinliğe katılıyordum. Annemin yanımda olması bana güven ve güç veriyordu.
Yemyeşil buğday tarlaları. Amik Ovası

Kahvaltı niyetine

Şarkıları, zılgıtları duyan Ela coştu. Otobüsün yaş ortalaması 50 ve üstü olmasına rağmen hepsi benden enerjikti :) Birkaç türbe ziyaretinden sonra öğle yemeği için rezervasyon yapılan Zirve Restauranta soluğu aldık.

Manzara muhteşem. Tüm Defne ayaklarınızın altında. Mezeler nefis. Erken organize edilen klasik bir kadınlar günü kutlaması da varmış programın içinde. Ver müziği :) Hatta Lübnanlı bir sanatçı bile varmış. Allahım kadınlar dünden hazır döktürmeye. Biz kızlarla biraz bahçede takıldık.

Resim yazısı ekle

Nefisss


Erik ağacı

Çakılların arasından çıkan papatyaları topluyorlar.

Restoranın terasından şehir manzarasını çekmeye çalışan ben.

Kokuyor mu diye kontrol edenler :)



Derkeen; ani bir hava değişimi ile gök yarıldı resmen. O nasıl bir yağmur? Mahsur kaldık restaurantta. Yola çıktığımızda bir çok arabanın yolda kaldığını gördük. Yağmur suları kaldırımı aşmıştı. Neyse sağ salim teyzemlere vardık. Yorgun olunca erkenden uyuduk.

Pazar günü güzel bir kahvaltı, kuzenlerle hasret gidermece derken sınav saati yaklaştı. Geçen seneden deneyimimiz vardı. Ama beklentimiz yoktu. Maksat tecrübe kazanmak. Zaten yarım saat sürmüştü. Zor olduğunu söyledi Ece, takılmadık.

Artık eve dönme zamanı gelmişti. Babamızı özlemiştik.  Güzel bir banyo ve uyku zamanı.

Bahar her yerde kendini hissettirmeye başladı.
Güzel bir hafta dileğiyle.
Sevgiler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...