15 Aralık 2017 Cuma

Mim - Kendimi tanıtayım

Beni tanımak isteyeceğinizi düşünmüyorum ama bir mim buldum ben de yazarak kafamı dağıtmaya karar verdim.Karamsar biriyimdir, konuşmayı da beceremem. O yüzden yazmaya çalışayım ben en iyisi.

Kaç yaşımdayım, Mesleğim?

38 yaşımın son demlerini yaşıyorum. Saçımda teyzemden çok beyaz var. Ki teyzem eşini kaybetmiş, altı çocuk doğurmuş, torun torba sahibi. Siz düşünün yaşını. Ama benim beyazlar teyzeminkileri döver.
Mesleğim; sekreterlik. Ve ben işimi hiç sevmediğimi defalarca söyledim. Nezih bir şirkette çalışıyorum ama işleyişi sevmiyorum. Emekliliğe de daha çok var maalesef. Yani ya bu deveyi güdecem , ya güdecem.

Nerede yaşıyorum? En sevdiğim yerin fotoğrafını paylaşabilir miyim?

Doğma büyüme İskenderunluyum. Burayı seviyorum. Ama artık tebdili mekanda hayra alamet vardır sözünü yaşamak istiyorum.


Geçenlerde eşimin sabah balığa çıktığında çektiği bir kareyi paylaşayım sizinle. Sahilimiz güzeldir. Evimize de yakındır. Hemen hemen tek yaptığımız aktivitedir sahile çıkmak.

Günlük hayatta beni mutlu eden şey nedir?

Eğer sabah çocukları okula bırakırken tartışmamışsam, işe geç kalmamışsam, iş yerinde bağzı kişilerin sesini duymamışsam, eve geldiğimde beni bekleyen işler yoksa, kızım ödevlerini erken bitirmişse benden mutlusu yoktur. Mesela geçen gün Ela'nın bebeğine ördüğüm elbise bile beni çok mutlu etti.


En sevdiğim meşguliyetim/ hobim nedir?

Sanırım uzun zamandır kendim için bir şey yapmıyorum. Hobilerimi unuttum. Sürekli koştururken buluyorum kendimi. Mutfakta zaman geçirmeyi seviyorum. Bahçem olsa çiçekler ekmek isterdim. Örgü örmeye çalışıyorum ama ellerim uyuşuyor. Üretebildiğim her şey beni mutlu ediyor aslında.

Evimin en sevdiğim köşesi.

Böyle bir köşem yok maalesef. Çünkü evde gerçekten artık değişiklik yapmanın zamanı geldi. Sehpamı yazın boyadım Ela yeterli bulmadı sanırım, eklemeler yaptı. Duvara bişeyler yapıştırmaktan, boyaları söküldü. Onçün bu soruyu es geçiyorum.

En sevdiğim kitap ve ondan bir bölüm.

Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplar Azra Kohen'e ait.

"Din artık bugün, maalesef, salakların beynini kalıplarla yıkamak için, gelişmemiş ülkelerdeki uyanıklarca kullanılan bir silah haline gelmiş durumda."


"Bir toplumun gelişmesi için anneye yani kadına, o toplumu doğuracaklara saygı mecburiyettir."



Şahit olduğum bir mucize


Şahit olmadım ama olmak istediğim mucize, yeni yılda kallavi bir zam almak. Çünkü geçen sene yatırım yapıyoruz bahanesiyle zamdan nasibimizi alamamıştık.  Sanki bize yatırım yapıyorlar. Ha bir de malum şahsın istifası gerçekten mucizenin karesi gibi bir şey olur.

En çok görmek istediğim ülke.

O kadar çok ki. Singapur en başta, Avrupa'nın komplesi. Adalar falan... Ama bir pasaportum bile yok.

Bana göre en büyük başarım.

Pek öyle büyük bir başarım yok ama 10 yıldır aynı iş yerinde çalışabilmek bir başarı sanırım.

Ölmeden önce mutlaka yapmak istediğim şeyler.

Bol bol seyahat etmek, bahçesi olan bir eve taşınmak, kızlarımın üniversiteye gittiklerini görmek, onları ziyaret etmek ve okudukları şehri beraber keşfetmek, mezun etmek, mutlu birer işleri olduğunu görmek, emekli olmak :), zayıflamak, estetik... liste uzar gider.

Mutlu haftasonları.

13 Aralık 2017 Çarşamba

Gümbür gümbür gel 2018

Sevgili Yurdagül hocamın bloğunda görüp, tamamen içimden geldiği için yazacağım bu mimi. Çünkü şu son 2 yıl gerçekten bizi dibe çekti. Yeter artık küllerimizden yeniden doğmak istiyorum. Zaten tipik bir balık burcu olduğum için hayal kurmakta üstüme yoktur.

Sevgili 2018,

Lütfen kulaklarını iyi aç ve beni dinle!

Öncelikle sağlık istiyorum. Artık kayıp falan da istemiyorum. Yeter yeterince üzücü bir yıl geçirdim. Sevdiklerimi kaybettim nolur bizi sevdiklerimizle sınama. Annem iyileşsin, ITP belasını başımızdan defet lütfen.

Para istiyorum senden. Eşimin eski işyerinden alacağı tazminatı versinler istiyorum artık. Hatta fabrika yeniden faaliyete geçsin kocam eski işine dönsün, kendine gelsin istiyorum. Çünkü eşim geçen bu süreçte çok yıprandı.

Huzurumuz daim olsun istiyorum. Gördüğümüzden geri kalmayalım yeter. Fazlasında gözüm yok.

Çocuklar. Onları tüm kötülerden kötülüklerden koru. Yeterince kötü var zaten dünyada. Onlarla uğraş. Çek elini masum yavrucaklardan. Onlar hep mutlu olsunlar.

Yani paramızı alırsak yeni ev istiyorum. Ya da 200 m2 olan arsamıza küçük bir ev yaptırmak istiyorum. Olmadı mı? O zaman oturduğumuz evde köklü değişiklikler yapmak istiyorum.

Spor yapmak istiyorum, kızlarımla birlikte. Hatta estetik yapsam ne süper olur. Yeni bir ben istiyorum. Enerjik, kendine güvenen, bağırmayan, sabırlı, kızlarına yetebilen bir anne olmak istiyorum.

Güzel bir tatil istiyorum. En son Ela ya bile hamile değildim tatile gittiğimizde. 4 sene oldu.

Çok çok okumak istiyorum.

Bir de işyerimdeki malum şahsın defolup gitmesini istiyorum. Mucize olur bu ama, ya tutarsa.

Ben saldım evrene mesajlarımı. Gerçekleşmesi için elimizden geleni yapmaya geldi sıra. Bana ve tüm sevdiklerime gelsin bu dileklerim. Cevaplamak isteyenleri de beklerim.

Sevgiler
Alıntıdır


7 Aralık 2017 Perşembe

Olumluları yazmak istemek ama

Geçen ki yazıma olumluları yazın hayatınızdaki, size iyi gelir diye yorum yazmıştı hocam. Keşke yazabilseydim.

Ama dedemi kaybettik. Onu anneannemin yanına uğurladık. Ne zaman "dede" desem "efendim iki gözüm" diyen dedem artık yok. O evde artık kimse yok. Ela cenaze evine gittiğimizde dedemin odasını açıp onu görmek istedi. Dedem gitti, anneannemin yanına dediğimde ısrarla kapıyı açıp bakmak istedi. Çocukluğumuzun geçtiği, damında yattığımız, bahçesinde salça kaynatıp, sac ekmeği açtığımız evde artık kimse yok. Eşim işşiz kaldığında beni çağırıp, üzülme kızım deden var. Birşeye ihtiyacın olursa sakın çekinme diyen dedem, ne zaman yanlarına gitsem, kilere geç neye ihtiyacın varsa al diyen anneannem artık yok. Ölüm hangi yaşta olursa olsun acı. Mekanınız cennet olsun nenem, dedem. Sizi çok özleyeceğim.


Aynı akşam ben eve döndükten sonra annem fenalaşmış, acile götürmüşler. Yapılan kan tahlilinde bazı değerlerin düşük olduğu görülünce, doktoruyla kontak kurulup hemen ertesi günü hastaneye çağırdılar. Tahliller tekrar edildi ve trombosit sayısının neredeyse yok denecek kadar düşük olduğu görüldü. Çok acil araştırma hastanesine sevk edildik. Tahliller yinelendi ve hemen yatışı yapıldı. Ağzından gelen kan hiç durmuyordu. Ama annem yatışı duyunca doktora itiraz etti, cenazemiz var doktor bey dedi. Hala kendini düşünmüyordu. Anneme sizi isteseniz de gönderemem, "düşüp bir yere çarpsanız iç kanama geçirseniz, kanınız pıhtılaşmaz." Bu hayati bir risk. Annem istemeye istemeye de olsa yattı. Yanında babam kaldı. Üç gün sonra taburcu edildi çok şükür ama benim içim hala rahat değil nedense. Şu taziye olayları bitsin, annem bir toparlansın Adana'ya götürüp tekrardan bir tahlillere bakılmasını sağlayacağım. Lütfen diş eti kanamalarınızı hafife almayın. 

İki haftada bir psikoloğa gidip destek alıyorum, ama yine de tahammülsüzlüğümde yol katetmediğimi düşünüyorum. 

Ece de saçma korkular başladı. Psikolog tam yaşı dedi. Ama her akşam yanına yatmamı ya da yanımda yatmak istediğini söylüyor kızım. Şimdilik kitap okumasını ya da müzik dinlemesini söylüyorum. Psikolog odasında yatması gerektiğini söyledi. Ama doğru mu yapıyorum bilmiyorum.

Olumlulara gelince;

Ela öksürse de, Ece nin burnu tıkalı olsa da hepimiz iyiyiz şükür.
Ece nin dersleri çok iyi maşallah.
Mutlu olmasak da işlerimiz var çok şükür.
Ve şimdi Sıla dinliyorum bu bana çok iyi geliyor.

Sağlıcakla, sevgiyle kalın.


28 Kasım 2017 Salı

Bu aralar

Bu aralar, gergin geçiyor. Evde, iş yerinde sürekli bir gerilim var. İş yerinde bir finans müdürümüz var ki, düşman başına. İnsan patrondan korkmayıp böylesi insanla çalışmaktan korkar mı? Ayaklarım geri geri gitmeye başladı tekrar. Nasıl egodur, nasıl bir zavallılıktır. Bütün gün ofiste onun sesi. Herkese, herşeye bağırabilir. Bloğum da deşifre olursa, ayvayı yediğimin kanıtıdır. Artık evden yazarım.

Ev deseniz Elif Ece'nin tripleri yetiyor. Kızım inanılmaz ergen havalarında. Evlat olsa sevilmez kıvamına doğru hızla ilerliyor. Herşeye mi muhalefet olunur, herşeye mi cevap verilir, herşeyden mi nefret edilir.... bu liste uzar gider. Daha bu sabah montu yüzünden kavga ettik. Beğenmiyormuş efendim montunu. Geçen sene aldık, ve emin olun daha iki defa giyilmedi. Neymiş rahat değilmiş, ağırmış. Ah benim şapşik kızım, geçen sene alırken aklın nerdeydi? Montunu beğenmiyorsan böyle git dedim, gerçekten de üstündeki incecik sweatle gitti. Ya sabır.

Dün akşam dolaplarını düzeltiyorum sıpaların. Bana gelmiş ukala bir şekilde diyor ki, kitaplığımı sen düzeltiyorsun madem, flütümü bul. İşte flüt burda masanın üstünde dedim ( yani gözünün önünde), neden burda ki dedi. Ve bunun gibi daha nicesi. Ergenlik gümbür gümbür geliyor ve ben bununla nasıl başedeceğimi bilemiyorum.

Ela deseniz sadece gazla çalışıyor cimcime. Hırka giymek istemez, yemek beğenmez, eline ne gelirse gelsin affetmez (fırlatır), dakikalarca inleyebilir, evde hep onun istediği olduğundan abla onu pek sever ( yalnız yakalasa hayatta affetmez)..vs ( Biliyorum sürekli Ela'nın istediğinin olması, ağlayarak istediğini yaptırması doğru değil, ama öyle yüksek sesle bağırıp ağlıyor ki, yakında oy birliğiyle bizi apartmandan kovarlarsa şaşırmam. Ayrıca sesi tahammül edilecek gibi değil. Çoğu zaman ilgisini dağıtabiliyoruz ama her zaman başarılı olamıyoruz. Sanırım tahammülsüzüz.)

Bu ay maaşlar yetmedi, eksi hesaba geçtik. Bu da beni geriyor.

Ayrıca dedem de kötü. Zaten yatalaktı. Annemle teyzem bakıyor kendisine. Ama son günlerde hiç bir şey yemiyor ve içmiyor. Annemler İzmir'e gideceklerdi, kardeşimin yanına, iptal ettiler.

Akşamları uykum erken gelmeye başladı, oysa kızlar uyuduktan sonra sessizliğin tadını çıkarmak istiyorum ve buna da geriliyorum.

Galiba bu aralar pek bir gerilesim var.




Soldan say Ceren, Dila, Nil, Ela, Elifim ve Yeşim


Not: Fotoğrafların konuyla alakası yoktur. Haftasonu kutladığımız doğumgünü partilerinden anı olarak kalması için eklenmiştir. Gündüz gördüğünüz 4,5 prensesle arkadaş partisi ve akabinde akşam da aile ile ayrı bir kutlama yapılmıştır. Annenin ayaklarına karasular inmiştir. Ama  kızının mutluluğu görülmeye değerdir.

21 Kasım 2017 Salı

İlk göz ağrım

Canım, meleğim, ilk göz ağrım,

9 yaşına girdin bugün. Sen bana anneliği tattıran, sana sahip olmak için beni ağlatansın. Rabbimin bana armağanısın. Ben ise senin çocuk olduğunu unutup, senin hem büyümeni bekleyen, hem büyümenden korkanım. Ela'yı hala kıskanıyorsun, bazen aynı davranışları sergiliyorsun. Bunları görünce "büyü artık" diyorum ama içten içe ergenliğinden de korkuyorum. Ve sanırım sen artık bir ergensin.


Sen çok güzel bir ablasın. Bazen benim gibi agresif davranıyorsun ama biliyorum sen benim aynamsın. Ela senin gibi bir ablaya ve biz senin gibi bir yavruya sahip olduğumuz için çok şanslıyız.

Sorumluluklarının bilincindesin. Derslerine çok güzel çalışıyorsun, beni hala hep yanında istiyorsun. Ama dağınıklığın kime çekmiş hiç bilmiyorum. Azla ikna olan, ve anlayışla karşılayan güzel yavrumsun. Çok duyarlısın. Kardeşinin sınıfındaki suriyeli çocuk için, onun geldiği sevgi evlerindeki çocuklar için sürekli sorgulayıp, gözyaşı dökecek kadar güzel yüreğin var senin. Evde bir hayvan beslemek istiyorsun ama alerjin buna müsaade etmiyor maalesef.

Hala aşçı olmak istiyorsun. Ne olursan ol mutlu ol meleğim. Rabbim kötüleri, kötülükleri uzak tutsun tüm çocuklardan ve sizden güzel kızlarım. Ayağınızı taşa değdirmesin.

Ömrünün cefası benim, benimkinin sefası senin olsun kuzum.

İyi ki doğdun, iyi ki varsın, iyi ki benim kızımsın.

Annen.



20 Kasım 2017 Pazartesi

Bir Liste de Benden gelsin

Herkesler liste yapıyor. Ben ki liste yapmadan şurdan şuraya gitmeyen biri olarak;

* Cumartesi Ece hanımın doğumgünü için kıçımı kaldırmalıyım artık. Gündüz arkadaşlarıyla, akşam aileyle bir kutlama olacağı için herşeyden fazla fazla hazırlamalı.

* Çocukları bırakacak bir yer bulmak istiyorum. Vicdan azabına kapılmadan hem de. Çünkü ben de Ayla filmini izlemek istiyorum. Her ne kadar kocamın eski kız arkadaşının ismi olsa da!

* Temizlik yapmaktan nefret ettiğimi kaç kere söyledim bilmiyorum ama hafta sonuna bırakmadan halletmeli akşamları. Çünkü hazırlıkla temizlik aynı güne bırakılmamalı.

* Pastaneye uğrayıp pasta siparişi vermeli. Sanırım iki küçük pasta yeterli olacak. Bunun için fotoğraf da seçmeli.

* Çiçek bebeğe hediyesi alınmalı.

* Servis ücretini unutmamalı.

* Terziye verdiğim pantolonu da unutma.

* Bir de doğumgünü menüsü için de bir liste yap artık.

Şimdilik benden çıkan liste bu kadar. Çok severim liste yapmayı. Ve teker teker üzerini çizmeyi. Listeyi tamamlamanın verdiği huzur anlatılmaz yaşanır :P

Haftasonu fena değildi. Ozan'ın gecikmiş doğumgününü kutladık cuma akşamı. Ela ha bire benim doğumgünüm yaklaştı mı diye sordu. Bu sene Elsa'lı istiyormuş doğumgününü.

Cumartesi önce bir hastane ziyareti, sonra bir geçmiş olsun ziyareti, sonra da bir anneanne ziyaretinden sonra eve geçtik. Araya pazara uğramayı bile sıkıştırdım. Pazar fiyatları bile almış başını gidiyordu. Ve sonrasında da kızlarla çok sevdiğimiz Balerin ve Afacan Mucit filmini pc den izledik çünkü pc yi tv ye aktarabilmek için bir ara kablo lazımmış. Benim gibi teknoloji özürlü biri bunu nerden bilsin? Ama pc den bile izlemek çok iyi geldi.

Pazar sabah kahvaltı faslı, temizlik faslı ödev faslı derken akşam yemeğini dışarıda yemeye karar verdik. Önce sahilde uçurtma uçurmak istedi kızlar. Ama sadece bir kere yükseldi uçurtma, çünkü rüzgar çok yön değiştiriyordu ve biz bir daha beceremedik uçurtmayı havalandırmayı.  Mutfağa girip yemek hazırla, ye, topla olayına girişmediğim için çok mutlu oldum.  Akşam yine bir film izledik kızlarla. Ama Ela bu sefer ortasında uyuya kaldı.




Saat 22:00 de herkes esniyordu. İstiklal Marşı ve kapanış.

Ve yeni hafta başlar. Benim de tarif arayışlarım başlasın.

Sevgiyle kalın.

17 Kasım 2017 Cuma

Tanrı'nın Formülü - Jose Rodrigues Dos Santos

Az önce ittire ittire, atlaya atlaya okuduğum kitabı bitirmiş bulunmaktayım. Benim gibi Fizik sevmeyen biri için okumak çoğu yerde zorladı. Bir bu bir de Sofie'nin Dünyası'nı heralde böyle atlaya atlaya okumuşumdur.


Yani kitapta o kadar çok bilimsel bilgi var ki, kurgu arka planda kalmış. Aksiyon, merak falan kalmıyor verilen bilgileri sindirmeye uğraşırken.

Kitap benim olmadığı için altını çiziktiremedim çoğu şeylerin. Not alamaya da üşendim ne yalan söyleyeyim.

Aldığım bir kaç alıntı şöyle;

"Sence Tanrı kadınların peçe takmasıyla, dokuz, on üç ya da on sekiz yaşında evlenmesiyle veya evlilik dışı ilişki yaşamasıyla ilgileniyor mu? Sence Tanrı böyle şeylerle uğraşır mı?"


İncil'in Tanrı'sı kimdir? İnancını ispatlaması için İbrahim'i oğlunu öldürmeye gönderen kişi mi? Adem bir elma yedi diye tüm insanlığı suçlayan kişi mi? Zerre kadar aklı olan birisi böylesine zalim ve kibirli bir tanrıya inanır mı? Tabii ki böyle bir tanrı yok.


"Çoğu kişi ne aradığını bilmez."
"Çoğu insan ömrünü yarı uykuda geçirir. Sahip olmak, para kazanmak, tüketmek isterler. Sahip oldukları gözlerini öyle kamaştırır ki, neyin önemli olduğunu unuturlar. Yeni bir araba, daha büyük bir ev, yeni elbiseler isterler. "
"Bunu neden yaparlar biliyor musun?"
"Neden?"
"Çünkü sevgi isterler ama onu asla bulamazlar. Bu yüzden eşyalara yönelirler. Arabalar, evler, elbiseler, mücevherler... Hepsi sadece sevginin yerini tutmak içindir. Ama işe yaramaz. Para, güç, eşyalar...Hiçbir şey sevginin yerini tutamaz. "



Sessizliğin sonunda cevap,
Günlerimizin sonunda ölüm vardır.
Hayatımızın sonunda ise yeni bir başlangıç.

Eğer fizik, matematik, felsefe, Tanrı ilginizi çekiyorsa okuyun derim. Arkadaşın tavsiyesi üzerine okudum. Şöyle güzel, böyle sürükleyici ama hiç bana hitap eden bir kitap değilmiş.

Bu kitapla birlikte bu sene okuduğum 23. kitap. Hedefime ulaşmak için 1,5 ay ve 7 kitap kaldı.

İyi okumalar.

14 Kasım 2017 Salı

Yine Aylardan Kasım

Ce eeee!

Yine ben geldim. Biliyorum blog dünyasında adım nanköre çıkacak. Eskiden bloğumu sabah işe gelir gelmez açardım ve okuma listemdeki herkesin bloğunu ziyaret eder, yorum bile yazardım. Ve ben bundan inanılmaz keyif alırdım. Şimdi instagram var ama inanın orada da aktif değilim. Oldum olası sosyal medyayla aramdaki bağlar sıkı fıkı olmadı zaten. Ama neden bloğumu bu kadar ihmal ediyorum bilmiyorum. Kitap okumaya çalışıyorum. İnternete bir dalarsam kendimi kaybedeceğimi biliyorum. 

Kasım ayı, yani Elif'imin ailemize katıldığı ay. Kendi kendine planlar yapıyor. Bu sene aile ile kutlamak istemiyormuş. Arkadaşlarıyla bir parti kutlaması yapmak istiyormuş, hatta bazı arkadaşlarını davet etmiş bile ve hatta whatsapp ta grup bile kurmuşlar. Durun bakalım ne çıkacak ortaya?

Elif demişken biz her zaman ki gibi çok problemler yaşıyoruz kızımla. Dersleri çok iyi ama sürekli tripler, ters cevap vermeler. Alttan alamayan ben çıldıranzi. Cumartesi bir uzmandan yardım almaya karar verdim. Ama Ece hanıma danışmadığım için gelmek istemiyor hanımefendi. Ya sabır.  Ben de ona bir şart koşacağım. Madem parti istiyor önce o doktora tıpış tıpış gidilecek.  Ela'yı kıskanıyor. Akşam yanına uzanmamı istiyor. Akşamları evde artık tv açmıyoruz. Ödevlerimiz bitmişse, ve benim de işlerim kalmamışsa oturup oyun oynuyoruz, uyku saatine kadar. Sonra yanına uzanıp uykuya dalmasını bekliyorum. Ama bazen atar yapıyorum. Yani 9 yaşında artık.  İstekleri bitmiyor. Büyüdü artık diye düşünüyorum. İnanın ben anneliği beceremiyorum. 

Ela hanım derseniz, bildiğiniz Sarı Fırtına. İnanılmaz asabi. Kriz anında eline ne geçerse fırlatıyor. Kendini yerlere atıyor. Çığlıklar, bağırmalar, zırlamalar. Allahtan baba onunla ilgileniyor. 




Ece geçenlerde bir kedi bulmuş okul yolunda. Ama bizim evimiz kedi beslemeye müsait değil. Bırakın evin müsaitliğini, üç günün sonunda Ece'nin alerjisi yine pörtledi. Dün aldığımız yere bırakmak zorunda kaldık Minnoş'u.









Kasım ayında önce Hacer halamızın doğumgününü kutluyorduk, sonra Ozan'ın ve sonra da Elif Ece'nin. Ve şimdi herkesten önce artık İlkim Çiçek'in doğumgününü kutlayacağız. Nuran halamızın kızı da katıldı ailemize. Ela bu durumdan hiç hoşnut değil ama üzgünüm :) Onun için bir yelek ördüm ilk defa. Ama deminden beri defalarca denedim yine foto ekleyemiyorum. Kafayı yiyeceğim. 




Bu aralar iki dizi izlemeye çalışıyorum, evde değil tabi ki. İstanbullu Gelin ve Ufak Tefek Cinayetler. İkinci dizideki ilişkiler ne kadar çarpık. İnsanların hayatı neler üzerine kurulu. Sanırım izlemekten vazgeçeceğim. Artık benim de Şebo gibi kızlarla film izleme keyifleri yapmam lazım. 

Şimdilik bizden bu kadar.
Sevgiyle kalın. 

25 Eylül 2017 Pazartesi

Yazamasam da aklım hep sende sevgili blogum ( ya da bloğum)

İki ay olmuş yazamayalı. Bir ara ayarlarında bir şeyler kurcaladım hepten giremedim. Şimdi girdim ama yazacaklarımı unuttum.

Kurban bayramıyla yıllık izin birleşince bir ay kadar işe gelmedim. Okullar da açılınca koşturmacaya start verildi.

Bir ay önce hiç beklemediğimiz bir anda anneannemi kaybettik. Hani derler ya Allah ölümün hayırlısını versin diye, canım anneannem de uyuduğu yerde veda etti hayata. Ki bunu söylemek çok acı ama dedem iki senedir yatalak ve herkes ondan ümidi kesmişken, anneannemi kaybetmek bizi çok sarstı. Özellikle annem hala kendine gelemedi. Anneannemin bize çok emeği var. O bizi öpmez koklardı. Rabbim gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah.

Bayramdan sonra başlayan yıllık izinde, yavaştan okul hazırlıkları ve Eylül ayının denizinin tadını çıkardık kızlarla. Ha ufak bir sakarlık yaşadık ama yine de engel olmadı bizim denize girmemize. Hani Şener Şen genelde görmeden bir yere çarpar ve yuvarlanarak düşer ya; resmen öyle ters takla atarak düştüm. Ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Tek üzüldüğüm çocuklar çok korktu.

Ela kreşe başladı. Ve öyle hazırmış ki buna; hiç sızlanmadan ağlamadan vedalaşıyoruz. Bunda sanırım hem bakıcı ile büyümesinin, bizden ayrı kalmasının hem de ablanın okula gitmesine şahit olmasının etkisi var. İnşallah böyle devam eder Sarı Fırtına.

Okulla beraber ödevler de başladı. İlk haftadan öğretmen çocuklardan iskelet yapmalarını istedi. Ben iki defa denedim ama olmadı, bu sefer babamızın sanat eseri bizi kurtardı. Yıllarca olta bağlamak el becerilerini baya geliştirmiş :)

Hazır izindeyken şu yıllanan bebek battaniyesini bitirdim ve terziye teslim ettim. Daha önce boyamaya niyetlendiğim ama verniklemeye fırsat bulamayınca rezil olan sehpayı yeniden boyadım. Şimdi de Kasım ayında ailemize katılacak olan Nuno halamızın bebeği için bir yelek örmeye başladım. İnşallah battaniye ile aynı olmaz akibeti. Çünkü daha sonra Şubat ayında Emo dayımızın doğacak bebeği için de örmem lazım bir tane.

Haa bir de bayramda (bayram denirse tabi) 4 günlüğüne Mersin -  Tisan'a gittik. Gitmez olaydık. Evet denizi çok güzel, harika iki koyu var ama hepsi bu. Yani otel yok, kiralık evler var ve rezalet durumdalar. Sosyal hayat namına , tesis namına hiç bir şey yok. Gitmeyin anacım. Bir şey kaybetmezsiniz.

Şimdi bakalım cepte ayarları bozulan bloğuma tekrardan giriş yapabilecek miyim? Yoksa hiç fotoğraf ekleyemeyeceğim. Maalesef eklediğim başka bir gmail hesabını devre dışı bırakamıyorum ve bu sorunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum. Telefonu bilgisayara bağladım sabahtan beri hata veriyor. Ya sabır. En kısa zamanda çözmeye çalışacağım.

Sağlıcakla kalın.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Bu aralar

Blog dünyası da yaz tatiline girdi galiba. Bloglarda pek kimse yok, ben de giremiyorum bu sıralar. Kitap okumaya çalışıyorum. Sene sonuna kadar 18 kitap daha okumam lazım hedefime ulaşmam için. Bu sene için kendime koyduğum tek hedef.

Dün iki film izledim. Sol gözüm iki gündür ağrıyınca kitap okuyamadım. Yine Şebo ile Handan'ın filmlerinden izlemeyi tercih ettim.

Kızarmış Yeşil Domatesler

Film seyretmeye uzun bir süre ara verdikten sonra bu filmle dönmek güzeldi.
Evelyn in evliliğini kurtarmak için katıldığı toplantılar süperdi. Rahip ise on numara adamdı.
Towandaaa " Kıyas kabul etmez bir kraliçe " :)
"Ölüm korkulacak bir şey değildir. Bana bak, ben tam atlama yerindeyim ve hiç korkmuyorum" diyor Niny.
Canım kızarmış yeşil domates istedi. Merak ettim tadını.
Lanet ırkçılık var bu filmde ama bununla birlikte harika bir dayanışma, dostluk da var. İzlerseniz pişman olmazsınız.

İyi Bir Yalan

İzlediğim ikinci film daha bir dokunaklı, insanın içine batan, adalete lanet okutan bir film.

Sudan'da "Kayıp Çocuklar" diye ilan edilen çocukların anısına çekilmiş bir film.  Offf yani.

Ben iyi bir film eleştirmeni değilim. Sadece bana neler hissettirdi onu yazabiliyorum. Yoksa sanatsal yönlerini eleştirmek gibi bir niyetim yok. Bu film hayatın acı gerçeklerini insanın yüzüne yüzüne vuruyor. 1983 yılında Sudan'da patlak veren iç savaş yüzünden çocukların hayatta kalabilmek için binlerce kilometre yürümesi, başlarına gelenler ve harika bir kardeşlik filmi. Eskiden Sudan, şimdilerde Suriye. Lanet olsun savaş da bir sektör bu dünyada. İnsanlar rant sağlıyor ölümlerden.

Neyse yeter bu kadar, yoksa inançlarımda, umutlarımda sarsılmalar oluyor.

Patronumuz bize bir jest yaptı. Moral gecesi babında Haluk Levent konseri düzenledi. Gençliğimizin sanatçısı olur kendileri. Her şarkısını ezbere bilip eşlik etmek muhteşemdi. Gerçekten ihtiyacımız varmış. Çok iyi geldi. Umarım devamı gelir :)


Görüşmek üzere , Sevgiler.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Aeden - AKİLAH AZRA KOHEN

Bu kadınla tanışmak oturup bir fincan çay içmek isterdim. Yazardan öğrenilecek çok şey var. Okuyunca algılarını açan, iğrençlikleri gözüne gözüne sokan bir kitap AEDEN.  İçinde tıp var, kimya var, fizik var, din var, hayvan sevgisi, doğa sevgisi ve her şeyi nasıl da tüketmek için programlandığımız var.



Aşılar kısmını okuyunca böğrüme oturan öküz hala kalkmadı yerinden. Ne kadar acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Kitapta her sayfada altını çizecek bir şeyler buluyorsun. Yani kitap hakkında ne yazacağımı bilmiyorum ama gerçekten okumanız harika bir deneyim olur.


"Bir ulusun köleliği; kendi vergileriyle hayat verdikleri kurumların, diğerlerinin eline geçmesiyle başlar, kurulan nükleer santrallerin yaydığı zehirde yetişen nesillerin, hayatta kalmaktan başka hiçbir şeyi önemsemeyecek sağlıksızlıkta olmasıyla devam eder ve samanı bile yurtdışından ithal eder hale gelmesiyle doruk noktasına ulaşırdı."

"Bu insansıların tarihinden öğrendiği bir şey varsa o da bu insansıların kadınlarının katılmadığı hiçbir hareketin devrime dönüşemiyor olduğuydu. İnsansılar belki fark etmemişlerdi ama devrimleri daima kadınlar yapıyorlardı. Çünkü annelerdi uygarlıkların ruhunu koruyanlar."

"Bir toplumun gelişmesi için anneye yani kadına, o toplumu doğuracaklara saygı saygı mecburiyettir."

"Din artık bugün, maalesef, salakların beynini kalıplarla yıkamak için, gelişmemiş ülkelerdeki uyanıklarca kullanılan bir silah haline gelmiş durumda."

"İnandıkları güç onlara merhametli olmayı buyururken onlar acımasızlıklarıyla inançlarını mı koruyorlar!"


"Harita, yolculuklar içinken, bu insansılar için ele geçirilecek yerlerin mimlenmesiydi."

Bunlar alıntılardan sadece bir kaçı. Kesinlikle tavsiye ediyorum. 
İyi okumalar.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Malatya

Annemlerin haftasonu Malatya turu var gider misiniz demesi ile çılgın bir karar sonucunda Pazar günü Malatya'da bulduk kendimizi :) Cumartesi gece çıktığımız günübirlik Malatya turundan bugün sabaha karşı 03:00 de eve döndük ve ben sabah gecikmeli olarak işe geldim. 

Ece ye tabi ki koltuk aldım ama Ela ile kucağımda gitmek kötü bir seçimdi. Ayaklarım zaten 40 numara vatoz balığı gibidir, gezi sonunda balon balığına döndüler.  Ve daha ilk mola yerimizde telefonumun kapanması pek can sıkıcı olsa da, sosyal medya hayatı olmayan beni pek rahatsız etmedi. En azından elim sürekli telefona gitmedi. Bir kaç fotoyu da şirket hattımla çektim. Telefonumun kapandığını duyan biri, "bu benim depresyona girme sebebim olurdu ben bunları (fotoğraflarını gösteriyordu) paylaşmazsam olmaz ki" dedi. Bu da ayrı bir bakış açısı.

Okuduğum bir kitaptan aklıma şu söz geldi: 
"Gördüklerini kalbine işle. Yaşadıklarını başkalarına göstermekten daha önemlidir bu." Paulo Coelho - Aldatmak



Neyse anlatabildiğim kadar turumuzdan bahsedeyim ve anı olarak benim de çektiğim bir kaç fotoğrafı buraya ekleyeyim. 


Güzergahımızda ilk mola yeri Darende - Tohma Kanyonu- Somuncu Baba Türbesi. Dağlar arasında yer alan cennetten bir köşe. Hava muhteşemdi sabah vardığımızda. Çocuklar üşüyecek diye tedirgin bile oldum. Burada kahvaltı ve gezmek için iki saat mola verdik. Nasıl temiz, nasıl huzurlu, nasıl nezih bir yer. Suyun olduğu yerler bana hep daha iyi hissettirmiştir kendimi. Kahvaltı ve hediye çarşısında zamanı kullanamayınca türbeyi gezemeden otobüse binmek zorunda kaldık. Böylelikle dersimizi aldık. Turun en kötü yanlarından biri başına buyruk yolculardır. Rehberi hiç takmayan, kafasına göre takılan, otobüste bekleyenleri ise takmayanlardır. Hem bencil hem saygısızdırlar bu türler. 

Daha sonra Günpınar Şelalesine geldik. Burası da mesire yeri ama ben burayı beğenmedim. Şelaleye giden yol çok saçma. Bir insan sığacak kadar ince iki yol, aradan akan bir metreye yakın genişlikteki su, ama hem gidenleri hem dönenleri düşününce ne kadar saçma bir eziyete dönüşüyor o şelaleyi görmek anlatamam. Sadece bir tesis var. Yer bulmak büyük sorun. Tuvaletler ise tesisin tam diğer ucunda ve baya uzak bir mesafede. Havada uçuşan polenler ise beni tedirgin etmedi desem yalan. Ece'nin alerjisi azacak diye ödüm koptu. 

Bir sonraki nokta Arslantepe Höyüğü Açık Hava Müzesi. Burası güneş en tepedeyken gidilecek bir yer değildi. Ama çocuklara geçmişten bir şeyler, tarihten kalanları göstermek için hızlıca gördüğümüz bir yerdi. Ece sıcaktan çok rahatsız oldu. Ki ben Sarı Şeker Ela için korkmuştum. Allahtan yanımıza güneş kremimizi almıştık. Ve Malatya'nın en sevdiğim yönü akan tüm suların buz gibi olması. Su orda bize hayat verdi. Bizim memlekette akan soğuk su bulmak imkansız gibi birşeydir. 

Daha sonra Hasan Basri Türbesine gidildi. Ben Türbe'ye geçmedim ama harika bir çevresi olan bu Türbe'ye bayıldım. Gerçekten ağaç insana, doğaya, hayvana bu denli lazımken ekileceği yere neden kesilir ki? 

Bir sonraki durak Şire Pazarı. Malatya'da yer gök, sağ sol her yer kayısı. İşte bu pazarda kayısı ve türevlerinin satıldığı bir yer. Malatya kayısısı , kayısı sevmeyen bana bile sevdirdi kendini. Yeşil olmasına rağmen baymayan bir şeker oranı ve elma gibi kütür kütür yapısıyla. Kuru kayısı almadan gitmek de olmazdı. Hediyelik alacaklarımızı aldıktan ve sadece fiyat sormak için yanaştığımız dükkanlarda ikram edilen o kadar kayısıhüplettikten sonra otobüsteki yerimizi aldık.

Atatürk Evi ve Müzesi ise kapalı olduğu halde ısrarımıza dayanamayan görevlinin bize gösterdiği incelik sayesinde ziyaret ettiğimiz diğer bir yerdi.  Genelde fotoğraflardan oluşuyordu. Benim fotoğraf çekememem kötüydü.

Gezilecek daha bir sürü yer varmış aslında ama biz bir güne ancak bu kadarını sığdırabildik. Yorucuydu. Ela uyurken arıza çıkardı. Evindeki rahatlığı aradı kuzum. Benim ayaklarım uyuştu. Kucağında çocuk varken uzatamamak kötüydü. Ama tüm bunlara rağmen kızlarımla böyle anılar biriktirmek güzeldi. 

İyi haftalar.

23 Haziran 2017 Cuma

Tarif - Film - Bayram

Öncelikle şu sıcak yaz günleri için içinizi ferahlatacak bir limonata tarifine ne dersiniz? Tarif çok pratik. Umut Sepeti gayet ayrıntılı bir şekilde hem yazmış, hem video eklemiş.  Videoyu izlerseniz ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.

Görsel Umut Sepetim'den


1 adet dondurulmuş limon
1 adet dondurulmuş portakal
1 bardak şeker
2 lt ye yakın soğuk su.

Ben buzluğa konmuş limonla portakalın nasıl dilimleneceğini düşünüyordum. Muhtemelen taş gibi falan olurlar diye düşünmüştüm. Ama öyle olmuyormuş. Dilimleyip blenderda şekerle birlikte çekip püre haline getiriyorum. Sonra da su ekleyip süzüyorum. Portakalla limonun birlikteliği limonataya harika bir renk veriyor.  Annem eskiden Handan gibi yapıyordu. Limonları doğrayıp şekerle bir süre beklettikten sonra, yoğuruyordu. Sonra su ekleyip süzüyordu. İkinci tarifi limonları sıkıp şekerle kaynatıp konsantre elde edip saklamaya başladı. Ama bence hiç gereği yokmuş. Şimdi buzluğum bir sürü limon ve portakalla dolu. Dolabımda da hergün taze mis gibi limonata bizi karşılıyor.
Afiyet olsun.

İkinci tavsiye yine Handan'da görüp izlediğim Hidden Figures - Gizli Sayılar filmi. Tek kelimeyle muhteşem. Aynı zamanda iç burkucu. Ben o kadınların yerinde olsam, böyle dimdik ayakta duramazdım. Bu kadar ayrımcılığa tabii tutulup, bu kadar istikrarlı, azimli olamazdım. Şiddetle tavsiye ederim. Sırada yine Handan'ın izlediği benim gözden kaçırdığım ve Şebo'nun da izlenmeli dediği diğer filmlerde.

İyi seyirler.

Ve son olarak herkese;


21 Haziran 2017 Çarşamba

Sürü - Frank Schatzing

İlk defa bu kadar kalın bir kitap okudum.37 günde bitirebildim. Hem 840 sayfa hem puntoları küçük. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Ama Ölüm ve Şeytan la kıyaslarsak Sürü on numara beş yıldız. Yazarın üçüncü kitabı Limit 1248 sayfaymış. Okur muyum bilmiyorum.

Sürü bir bilim kurgu kitabı ama aynı zamanda size okyanuslar, bilim, biyoloji, derin deniz, kimya, coğrafya, orkalar, balinalar ve daha bir sürü şey hakkında bilgi yüklüyor. Kitabın kapağında "Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi! yorumunu sonuna kadar hakediyor.

Okurken kendimi yüzeye çıkmak için çırpınıyormuş, nefes alamıyormuş gibi hissettim. Gerçekten biz insanlık kendinden başkasını düşünmeyen bencil yaratıklarız. Sırf ekonomi için bile bu doğadaki kaç canlıya bilerek ya da bilmeyerek nasıl zarar verdiğimizi hiç düşünmüyoruz.

Bu yaz denize korkmadan girebilir miyim bilmiyorum.

"Ahlak bir insan icadıdır."

"Ne zaman ne yaptığımızı bilmeden çevreyi kurcalasak ölümle kumar oynuyoruz."

"Eğer daireler çizmeye başladıysan yapacak en iyi şey ne, diye sordu kendi kendine. Döngüyü kır. Tekrar yola girmek için ne gerekiyorsa yap. Başkalarına bakmanın bir faydası yok. Kendine bak. Sıra dışı bir şey yap."


"Her şey birdir.
Eğer bir şey değişirse her şey değişir."

"Bilim mucizevi bir şey ve insanlar onunla harikalar yaratıyor."

"Aborjinler doğanın onlara sunduğu kaynaklardan sadece ihtiyaçları olanı alırlar ama beyazlar ellerine geçeni sömürürler."

"En iyi çalışan, en fazla gözden çıkarılabilir olandı."

"Eninde sonunda, insanların yerine makineleri çalıştırıp maliyeti azaltmak mantıklıydı. Makineler güzel, sıcak yemekler istemezdi. Uyumaz, zor şartlarda çalışır ve para almayı beklemezlerdi. Asla şikayet etmezlerdi ve bir sorun çıktığında bir şey vermen gerekmeden onları kaldırıp atabilirdin. Ama robotlar da içgüdüleriyle hareket edemez ve insan gözüyle kulağının yerini tutamazlardı. İnsan denklemden çıkarıldığında insan hatalarından kurtulunabilirdi ama onları tamir edecek insanlar olmadan da makineler çalışamazdı."

"Özgür irade harika bir şeydir ama sadece bir kaç düğmeyi çevirene kadar. Örneğin acı."


"Bir bakteri çağında yaşıyoruz. Üç milyar yıldan fazla zamandır şu anki formlarını değişmeden korudular. İnsanlık geçici bir moda akımı gibidir; ama Güneş patladıktan sonra bile bir yerde, bir şekilde bu mikroplardan bazıları var olmayı sürdürecek. Bu gezegenin gerçek başarı hikayesi onlardır, insanlık değil."

Kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar.

20 Haziran 2017 Salı

Asayiş Berkemal

Son postumdan sonra daha iyiyim. O gün gerçekten sinirden kendi kendimi yiyordum. Ece gerçekten beni yoruyor. Ufaklıktan daha çok. Sürekli tüm ilginin onda olmasını istiyor. Ben gerçekten ergenliğini düşünemiyorum, korkuyorum. Sürekli bir istekle yanıma geliyor. Saçma sapan konulara kafa yoruyor. Alakasız kendini ilgilendirmeyen sorular soruyor. Dizi izlemeye bayılıyor. Yani babasıyla hoşlanmadığımız ne varsa yapıyor sağolsun. Dur bakalım bizi daha neler bekliyor?

Geçen gün annemlerde kaldılar ben de fırsattan istifade evdeki konserve kutularını boyadım. Çok iyi geldi bişeylerle uğraşmak. İlk peçete dekupaj denemem. Yakından bakınca hatalar var ama uzaktan görünmüyor. Sırada sehpalar var. Renkli boyamak istiyorum. Evin venge renginden daral geldi. Ama eşim hiç destek olmuyor bana bu boyama işlerinde. Sanırım heves edip çabuk sıkılmamdan dolayı. 




Haftasonu üçüncü defa hala olacağımın haberini aldım. Kız mı olacak, erkek mi? Kime benzeyecek? Adı ne olacak diye düşünürken buldum kendimi. Ben bu kadar heyecanlandıysam onlar kimbilir neler hissediyor? Sağlıcakla kavuşalım inşallah. Bu sene amcamızın oğlu oldu, sırada Nuno halamızın ve Emrah dayımızın bebekleri var. Aile kalabalıklaşıyor.



Akşam kızlar yine annemde kalınca, aklımda sürekli dolanan yapılacak işler listesinden, mutfak dolabı ile kızların oyun dolabı şıklarını da sildim. İşyerinde dinleniyorum, eve gidince acısı çıkıyor. Evde sadece birkaç saat geçirmek bütün işleri sadece akşamları ve haftasonları yapmak gerçekten can sıkıcı. Gece 1 de işim bittiğinde baya yorulmuştum. Amma boya varmış bizim evde. Sulusu, kurusu, pasteli. Kalem deseniz gırla. Allahım ne gıcık bir iş. Fakat iki baba işi bitirmiş olmanın verdiği huzurla mışıl mışıl uyumuşum. Titiz olmayıp, temizliği bu kadar kafaya takmanın açıklaması nedir onu da anlamış değilim.

Annemlerde kalan kızlar halinden pek memnun. Şila var, evin hemen arkasında taze nohut var, mısır tarlası var. Ohh. Şila sayesinde kızlar köpek korkularını yendiler. Çok istiyordum bir hayvan ile büyümelerini. Emrah dayımızın getirdiği Şila sayesinde bunu başardık. 

Dün sabah işe giderken manavdan çilek aldım. Kaçırdım çilek mevsimini diye üzülmüştüm. Akşam temizleyip, şekere yatırdım. Sabah kaynattım ev mis gibi çilek koktu. İnşallah becerebilmişimdir. Annem soğutup öyle kavanozlara koyar. Ben kaynatıp sıcak sıcak kavanozlara koyup ters çevirdim. Çok bilmişliğin sonu bakalım ne olacak?

Şimdi sırada fotoğraf ayıklayıp tabettirmekte. Ela'nın hala fotoğrafı yok. Kafaya koydum onun da fotolarını tabettirmem lazım artık. Keşke eski usül fotoğraf makineleri kalsaydı. Şimdi dijitaller yüzünden, telefonlar yüzünden insanın elinde doya doya bakacağı fotoğraflar yok.

Ve kitaplığımı da düzeltirsem, sıra gelecek geri dönüşüm projelerine. Kitaplık için eşim yine gaz vermiyor. Her gelen bir kitap alacak, sonra kitap peşine düşeceksin diyor. Bırak kalsın sandık içinde. Ama benim de içime sinmiyor. 

Neyse şimdilik bu kadar.
Sevgiyle kalın.

15 Haziran 2017 Perşembe

İç Döküş

Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hatta kendimden nefret ediyorum. Bloğumu artık eşim bile bilmediğine göre rahat rahat içimi dökebilirim.

Ben harika bir anne değilim. Hatta çabuk sinirlenen, sesi hemen yükselen, herşeye kızabilen iğrenç bir yaratığım. Bu huyumdan hazzetmiyorum. Kendime telkinlerde bulunsam bile başaramıyorum. Çoğu yerde yazmışımdır, kendimin evladı olmak istemezdim diye. 

Ece ile bu sabah yine tatsız bir olay yaşadık. Onun yüzünden mağdur oldum. Beni aradığında hoparlör açıktı ve söylediğim bişeyi üçüncü kişiler duydu. Sabah sabah kudurdum resmen. Ece'nin telefonu olmasına mı kızayım, hemen herşeye kızabilmeme mi kızayım, beni uyarmamasına mı kızayım.... 

Bunu eşimle paylaştığımda suçu bende buldu. Çünkü ben kızlarıma açıklamak yerine sürekli kızan bir anneymişim. Eşimin vardığı sonuç benim anneliği haketmemem, çocukları sevmemem. Bu tabi ki doğru değil. (Bunları yazarken işyerimde beni görmesinler diye dua ediyorum. Ofiste yabancılar var ve ben salya sümük.) Ama düşününce eşime hak veriyorum. Geçen Yeliz yazmıştı. Annelik benim kumaşımda yok diye. Gerçekten beceremiyorum. Çocuklarımı tabi ki seviyorum ama annelik mevzusunda sıkıntılar yaşıyorum. Ece gerçekten çoğu zaman beni zorluyor. İnanılmaz cevaplar veriyor. Beni hem üzüyor hem kızdırıyor.  Bir yanım böyle cevaplar verip benim gibi ezik olmamasına sevinirken, diğer yanım bu saygısızlığını sindiremiyor.  Bana çok düşkün ama benim onun benden bişeyler istemesine tahammülüm yok. Büyüse de çocuk olduğunu unutuyorum. Hala tek başına vakit geçiremiyor. İşim varken sürekli benden ilgi bekliyor. Yapması gerekenleri üç dört kez tekrarlatıyor. 

Hayatından çok şikayetçi olan biri değilim ama artık ben de kendim için bişeyler yapmak istiyorum. 

Annemlere gittiğimde bile rahat edemiyorum, çünkü eşime göre onlara yük oluyormuşuz. Sürekli insanları rahatsız ettiğimize dair düşüncelere kapılıyorum. 

Ciddi ciddi antidepresan kullanmayı düşünüyorum, sinirlerimi aldıramayacağıma göre. Çünkü bu şekilde herkesi kötü etkiliyorum. 

Saçma sapan ruh halleri içerisindeyim. 
Kafanızı şişirdim affola.





12 Haziran 2017 Pazartesi

Bugün Günlerden ELA

Üç sene önce bugün saat 9 da girdin hayatımıza benim sarı şekerim. Anneliğimi taçlandırdın, babana baba olduğunu hatırlattın, Elif Ece'ye ablalığı tattırdın. Hala her gören benim kızım olduğuna inanmıyor. Çoğu zaman bakıcın olduğunu söylüyorum. Ablanın bana olan düşkünlüğünün tersine sen tam bir babacısın. Emzirebilse, emin ol onu da babandan isterdin. Ablanda neye uğradığını şaşıran baban , senin sayende babalıkta level atladı. Vallahi ben halimden memnunum. Çok inatsın, aynı zamanda çılgın. Dans etmeyi seviyorsun ve hala herşeyi ağlayarak yaptırıyorsun. Çok sıcak kanlısın ama bu durum hoşuma gitmiyor haberin olsun. Her kollarını açana sarılmak zorunda değilsin, ya da öp beni diyeni öpmek. Geceleri hala uyanmadan sabaha kadar yattığın gecelerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Bu sene altını bağlamadan yatmaya başladın. Güya büyümüşsün, ama hala her sabah çarşaf pike alez giriyor makineye. Bakalım nasıl aşacağız bu durumu?



Bizde klasik doğumgünleri cumartesileri kutlanır. Hafta arası çalışanlara ızdırap olmasın, bana da evi toplamaya zaman kalsın diye. Ama bu sene nedense çok yoruldum ve kutlamadan bişey anlamadım. Yine doğru düzgün bir fotoğraf çekilmedim, çekilmedik. Şunu anladım ben çok çocuğu idare edemiyorum, çabuk geriliyorum. Sürekli su içmeleri gelir, pastanın belli bir yerini göze kestirir-ki orası emin olun ulaşılmak için baya bir pasta dağıttıktan sonra gelinecek bölgedir. Bütün mutfak dolabındaki tabaklar bardaklar aşağı iner, çatallar yetmez. Evin girilmedik odası kalmaz. Normalde beklenen bişeydir bu ama, çok yorulduğumdan mıdır nedir bu sefer gerçekten isyan ettim. Kağıt bardak tabak olayını da denedim, pek bişey farketmedi. En iyisi dışarıda kutlamak gerçekten. Herkesin ruh sağlığı için :)

Gelelim pastaya, Allahtan Ela küçük. Bu sene pastasını Hello Kitty'li istedi kuzum. Ama pastamızın üzerindeki Hello Kitty nereliydi anlayamadık. Ben evde çizsem daha güzelini çizerdim kesin. Ela mutlu oldu mu, oldu. Ama bu da canımı sıkan mevzulardan biriydi. 

Neyse bu hafta ofis baya yoğun olacak. Yurtdışından misafir ağırlayacağız. Onun da stresinden olsa gerek, fazla duygusala bağlayamadım. Bu da iki arada bir derede yazılmış bir doğumgünü yazısı olsun.

İyi ki doğdun MELEĞİM. Şansın, bahtın açık, sağlığın, neşen daim olsun. Sevdiklerin ve sevenlerin hep seninle, kötüler, kötülükler senden hep uzak olsun.

İyi haftalar.

9 Haziran 2017 Cuma

Ramazan Deyince

Efenim bilenler bilir, fırıncı kızıyımdır. Bildiğiniz eskiden her mahallede yer alan taş fırınlardan. Babamın da pide fırını vardı eskiden. Aslında hala var ama artık eski bir işçisine devretti. Yoruldu canım babacığım. Ayaklarındaki damarların kalınlığı parmağım kadar. Kolay değildir fırın işletmek. Hatta eşim hep dalgasını geçer: kandırdın beni babamın fabrikası var dedin, çıka çıka bir pide fırını çıktı diye.

Sabah çok erken kalkardı babam , bakkallara sabah ekmeği dağıtılacak kolay mı? Bizler uyurken o erkenden ekmek teknesine giderdi. Çocukluğumdan bu yana üç fırın değiştirdik ve bizler hep fırına yakın evlerde oturduk. Annem de babamla çalışırdı. İkisi de çok çalıştılar bugünlere gelmemiz için. Haklarını asla ödeyemeyiz. 

İşte ramazan gelince daha bir yorulurduk hepimiz. Ramazan demek oruç demek, iftara yetişecek siparişler demek, dinlenmeden çalışmak demek. Babam sıcak ocağın karşısında çalışırken bile orucunu tutardı yaz günleri. Ve herkes iftarını açarken bile o çok sonra eve gelip orucunu açardı. Biz kardeşler hepimiz elimizden geldiğince babama yardım ederdik ramazanda. İftara 1-2 saat kala beni eve yollarlardı iftarı hazırlamam için. Evlenene kadar fırın nasıl kullanılır bilmezdim. Bütün yemeklerimiz taş fırında pişerdi. Tadı ise tarif edilemezdi.Bu yüzden çok erken yaşta girmişimdir mutfağa. İlkokulu yeni bitirmiştim elimde patlıcanla yandaki fırına giderdim, annem pide yapıyor olurdu bana nasıl soyacağımı , doğrayacağımı tarif ederdi. Akşam yemeği yediklerinde de asla kötü bir yorum almazdım. Ki beni yemek yapmaya hep teşvik etmişlerdir. Sonra o yemekten bir tabak iki sokak ötedeki halamlara götürürdüm, bir tabak alttaki komşumuza, o tabaklar farklı yemeklerle dolar tekrar gelirdi. İftar sofrası dolup taşardı.

Bayrama son on gün kala kömbe savaşları başlar, eskiden tabi. Çünkü bizim buraların olmazsa olmazıdır kömbe. Eskiden her aile tepsi tepsi kömbe yapardı. Sıraya girerlerdi tepsi kapmak için. Dolayısıyla babam hiç dinlenmeden hatta bazen uyumadan annemle nöbetleşerek kömbe pişirirdi. En zevkli zamanıdır ramazanın. Kadınların sohbeti, şakaları, fıkraları yorgunluğumuzu dindirirdi. İftardan sonra ilerleyen saatlerde kahve yapar indirirdim babamlara, yatmadan önce de çay. uykuları kaçsın diye. kaç sokak öteden duyulurdu kokusu o kömbenin. 
Görsel internetten alıntıdır.


İşte o uykusuz, yorgun günlerin ardından ramazan biter, bayram gelirdi. Gece geç yatan babam hepimizi tembihlerdi. Erken uyananın kulağını çekerim diye . Ama gel gelelim en erken uyanan hep o olurdu yine :)

Bu yazıyı yazarken Çocuklu Hayat bloğundan esinlendim. Çok güzel bir ramazan yazısı yazmış. Tavsiye ederim okumanızı.

Hepinize hayırlı ramazanlar, iyi haftasonları.


6 Haziran 2017 Salı

Size tembel olduğumu söylemiş miydim?

Bloğumu değiştirmek istiyorum. Evet ama yapamıyorum. Kesin sorun bendedir. Şimdi benim amacım blog adresini değiştirmek. Bloğu illa taşımam gerekiyor mu?
Bloğu taşırsam izleyiciler , takip ettiklerim ve bloğumun sağında yer alan herşey sıfırlanacak mı? Yani yeniden düzenlemem gerekecek mi? Bu benim gibi tembel biri için çok meşakkatli bir iş. 
Şu içe dışa aktar olayını beceremedim gitti. En sonunda eskisi gibi kalacak gibi görünüyor. Neyse.

Haftasonu gelsin istemiyorum artık. Gerçekten sürekli evde bir yerleri düzeltmeye çalışmaktan , kafamdakileri gerçekleştirmek istemek ve yapamamaktan bıktım. Konmari yöntemi diye bir şey duydum. Dün ilk defa Ece nin çekmecelerinde denedim ve gerçekten çekmecelerde baya yerin açıldığını gördüm. Sıra Ela ile eşimin çekmecelerinde. Yani üst üste dizmektense böyle sıralamak çok mantıklı geldi. Hem alttan bir şeyi almak isterken üsttekiler de bozulmuyor.

Evde sadece akşamları vakit geçirmek çok can sıkıcı. Zaman yetmiyor kardeşim. Uykuculuk var serde. Tavuk gibi saat 10 da yattığım zaman kendime uyuz oluyorum.  Digi yi de dondurduk. Şu anda evde tv yayını da yok. Ohh

Dolapları düzeltirken bir sürü şeyi ayıkladım. Kafamda bir sürü geri dönüşüm projeleri. Penyelerden ip yapmak istiyorum ama o kadar penyeyi kesip ip yapmak ve örmek işi kaç sene sürer kestiremiyorum. ( Malum yılan hikayesine dönen bir battaniye olayım var benim) Bir de penye ipler nasıl birleştiriliyor. Kilim gibi bir şey örmek istersem ipler nasıl birbirine ekleniyor?

Annemler bir köpek aldılar. Çok güzel bir golden. adını Şila koymuşlar. Ela ve Ece korkuyor. Hatta Ece daha çok. 

Okulun kapanmasına 3 gün kaldı ve sınıf mevcudu baya azaldığı için Ece okula gitmiyor. Dolayısıyla yaz sezonu açılmış bulunmakta. Artık hergün dede gelip yazlığa götürecek. Ve bakalım bu yaz sürecinde Şila'ya kim alışacak kim depara kalkacak?

Haftasonu eve gelince dolapta bir sürü salatalık olduğunu gören eşim turşu yap dedi. Bizim Ela günün her saati, her şeyin yanına turşu yiyebilir. İg de sütlaç ile turşu yediği bir video bile var. Salatalık ve küçük elma turşusu yaptım. Bununla birlikte ilk defa kabak turşusu da kurdum. Bakalım nasıl olacaklar. Bir de çilek mevsimi bitmeden reçel kaynatmak istiyorum.

Ela'nın doğumgünü yaklaşıyor ve ben hala kılımı bile kıpırdatmıyorum. Klasik cumartesi kutlaması olacak yine, haftanın hangi gününe denk gelirse gelsin. İftar sonrası olacağı için midir nedir, çok fazla bişey yapasım yok. Pastasını Hello Kitty li istiyormuş sıpam. 

Buyrun size ondan bundan şundan karmakarışık bir yazı. Postuma burda son verirkene Ela'dan bir anekdotla noktayı koyuyorum.

Geçen hafta bir park gezmesi esnasında Ela benim ofisin ordan geçerken bana el sallamak istemiş. Yengesi mesaj attı " cama çık Ela el sallayacak" neyse çıktım, sallaştık. Akşam eve gittiğimde;
- Anne niye izin vermedin ama ben senin fisine gelecektim.
- Nereye gelecektin kızım?
- Fisine :)

Sevgiyle kalın.



1 Haziran 2017 Perşembe

Bloğumun yeni adı ne olsun?

Arkadaşlar bahsettiğim gibi bloğum deşifre olmak üzere. Başka bir adrese taşımak istiyorum. Handan biraz bahsetti. Umarım elime gözüme bulaştırmam.

Aklıma gelen başlıklar:
Nil's girls
Tembel Anne
Tombik Anne
Gökyüzümün Yıldızları

Sizin var mıdır önerileriniz?

30 Mayıs 2017 Salı

Okudum

En son Livaneli'nin Huzursuzluk kitabını okumuşum.

Aldatmak - Paulo Coelho

Kitabı arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum ama bana göre zaman kaybıydı. Kadının tamamen bir hırs uğruna, merak uğruna, duygudan, sevgiden yoksun bir aldatma hikayesi. Erkeklerin doğasında varken, kadınların bastırdığı bir aldatma duygusuymuş. Oysa her insanın yaşaması gereken bir deneyimmiş. 
Okumadığınız takdirde hiçbir şey kaybetmeyeceğiniz bir kitap.


"Gördüklerini kalbine işle. Yaşadıklarını başkalarına göstermekten daha önemlidir bu."

Ölüm ve Şeytan - Frank Schatzing

Bir suikastçının birisine suikast düzenlerken kızıl kafalı bir hırsız tarafından görülmesi sonucu o kızıl kafalıyı yakalama romanıdır. Suikast onu yakalama ve susturma uğruna önüne geleni öldürmekte, bunu yaparken de hiçbir duygu hissetmemektedir. Ne zafere biraz olsun yaklaştığı için sevinmekte ne de bir canlının yaşamını sonlandırdığı için üzülüp pişman olmaktadır. 

"İnanç olmadan mantık da en az bir o kadar şeytanidir ve bir insan ister mantığının ister inancın kölesi olsun sonunda bir körden farkı kalmaz."

"Her zanaat onu yapan ustaya bir şekilde zarar verirdi."

"Güçlüler savaş suçlarını küçük görerek, bilgeler ise omuz silkerek görmezden gelirler çünkü bunlar ne yenidir ne de özgün. Ve savaşmaya devam ettiğimiz müddetçe bunlar değişmeden kalırlar. Bizler Tanrı'nın hayal etmediği biçimde yaratılış üzerinde bir şekilde hakimiyet sahibiyiz. Bizler devin omuzlarındaki cüceler değil, birbiriyle gelişme adına yarış eden, devler ırkıyız - ama bir noktaya geldiğinde hala birimiz diğerinin kafasını sanki karanlık çağların en karanlık dönemindeymişiz gibi rahatlıkla parçalayabiliyoruz."

"Adaletsizliğe başvurarak adaletsizlikle savaşamazsın."

"Hayallerde sorumluluk olmaz."

"Her şeyi Tanrı yaratır ama belki de Tanrı her şeyin olmasını istemez. Belki de Tanrı'nın isteği bizim kendi irademizi kullanmamızdır, bu sayede onun fikirlerini geliştirebiliriz çünkü biz onun fikirlerinden ibaretiz zaten. Eğer Tanrı her şeyse ve bu bağlamda bizler de Tanrı'ysak o zaman bizim acizliğimiz Tanrı'nın da acizliği olacaktır ve ben bunu kabul edemiyorum. Ama eğer Tanrı yaratıcı bir ilkeyse o zaman onun isteğini yerine getirebilmek için biz de yaratıcı olmalıyız, yaptıklarımızın sorumluluğunu üstlenmek zorundayız. Tanrı mantıkla, inancın güzelliğinin ittifakıdır, bu nedenle alimler mantığa, inançla aydınlanmak derler. O dengedir, O birleştirendir, ayırandır, O kainattır, O zaman içinde cereyan eden yaratılıştır, sürekli olarak kendisini yeni baştan var eder; o her bireyin özgür iradesidir."

Kitaplardan Korkan Çocuk - Susanna Tamaro

Ece için aldığım kitabı önce ben okudum. Konusu bana çok tanıdık geldi de. 

Annesi ve babası kitap okumayı sevmelerine rağmen çocuklarının bir türlü kitap okumamasını ele alan bir kitap.Çocuğun kitaplardan korktuğunu düşünüyorlar ancak çocuğun kitap okumamasının nedeni korkusu değil. Bu olayı ailesi bir türlü çözemiyor.

Şimdi elimde Frank Schatzing'in Sürü adlı kitabı var. Kalın bir kitap ama akıp gidiyor. Bakalım ne zaman biter?

İyi okumalar.

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Selam

Nasıl yazsam da yazıma başlasam inanın bilmiyorum.  Ara verince tekrar dönmek zor oluyor hep benim için. Kafamda deli sorular. Bir bıkkınlık, bir boşvermişlik. Aynı zamanda gergin ve sinirliyim. Hep bir şeyleri ertelemek zorundayım.

Eşimin işyerinde hala bir gelişme yok. Neredeyse 2 yıl olacak. Elimizi kolumuzu bağladılar resmen. Evdeki bazı durumlar da bizi geriyor ama hep susmak zorunda kalıyoruz. Şafak sayıyoruz. Ne de olsa okulların kapanmasına az kaldı.

Bununla birlikte güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela ayın 18'inde Said amcamızın ikinci oğlu, Ozan'ın kardeşi Uras bebek katıldı ailemize. O kadar güzeldi ki, hani üçüncüyü doğurası geliyor insanın ama gelip geçici bir histi o kadar. Rabbim isteyen herkese nasip etsin.

Daha sonra ayın 20'sinde Anıt Alanı'nda çok güzel bir organizasyon yapıldı. 1919 gönüllü bir araya geldi ve Atatürk'ün imzasını oluşturdu. İçlerinde biz de varız tabi. O kadar iyi geldi ki bize bu etkinlik. İhtiyacımız varmış. Hava kötüydü, bir yağdı, bir durdu, bir esti ama yine de zamanlama iyiydi. Çünkü organizasyon dağıldıktan en fazla bir saat sonra gök yarıldı resmen.


Bununla birlikte üç günlük tatilde şu postumda yazdığım listeden bir kaç maddenin üzerini çizebildim. Tatil deyince yapılacak işlerin aklıma gelmesinden nefret ediyorum. Elbise dolapları, banyo dolabı tamam, kabanlar, montlar yıkandı kaldırıldı, bir de battaniye yorganların bir kısmı tamam. Gözümü en çok mutfak dolabı korkutuyor.

Bir de uyduruk bir kutu yaptım kendime. İçine evdeki fazla ürünleri dizip dolaba yerleştirdim. Basit bir dıy procesi :) Sırada Ece'den kalma ahşap bir abaküs ile konserve kutu proceleri beni bekliyor. Ha bir de halamızın verdiği bir büstiyeri Eloşa elbise yapacam. Zigonlarımı rengarenk boyayasım da var. Ev o kadar kahve ki, renkli bişeyler eklemek istiyorum.


Bir de bu süre zarfında üç kitap okudum. Haftasonu da yeni bir kitaba başladım. Kitaplar da bir sonra ki postumun konusu olsun bari.

Ha bu arada işyerinden birileri ig hesabımı keşfetti. Bloğumu da keşfeder diye başlığı falan değiştirdim ama umarım işe yarar. Zira burda çok fazla iç döküşlerim var. Sonum olur mazallah :)

Kendinize iyi bakınız.
İyi haftalar.

24 Nisan 2017 Pazartesi

Işıklılardan süpriz gösteri

Muhteşem  bir performans.

Son 1,5 dakikasını gözlerim dolu dolu izledim.

O enstrüman çalan çocuklarla, o muhteşem seslerle gurur duydum.

http://www.fmvisikokullari.k12.tr/web/4-7670-1-1/anasayfa/ust_menu/haberler/isiklilardan_surpriz_gosteri


"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz."

23 Nisan

Neredeyse bir ay olmuş yine yazmayalı. Kitap okumaya çalışıyorum. Ha okuyabiliyor muyum diye sorarsanız; eh işte. Yazacak bişey de bulamıyorum. Tadım yok yine. Depresyonlara girdim ama çıkamıyorum. Artık bazı şeylerin değişmesini istiyorum.

Yazmadığım süreç zarfında çok adil , çok etik, çok özgür, çok medeni bir şekilde referandum yaptık. Ve çok ilginç ki iyi olan kazandı!..

Okulumuzda 23 Nisan töreni yapılacaktı dün. Kızımın herhangi bir gösterisi olmamasına rağmen hepimiz Atatürk tişörtlerimizi giyip gidecektik. Ama maalesef bütün hafta mis gibi olan hava haftasonu bizi ters köşeye yatırdı. Rüzgar saatte 70 km hızla esiyordu. Sahilde uçurtma şenliği vardı ama, uçurtma uçurmak ne mümkündü.




Biz de mecburen avm ye gittik belki çocuklar için bişey vardır ümidiyle , ama nerdeee?? Çocuklara fast foodu , oyun salonunu dayadık geldik.

Öğretmenimiz de söz verdi çocuklara bu haftayı size bayram havasında yaşatacağım. Hergün bir dersi etkinlikle geçireceğiz diye. Tabi biz velilerden de mutfaklara girip onlara süpriz ikramlar hazırlamamızı rica ediyordu. Sonuçta çocuklar için.

Az önce okuldan gelen sms ile ertelenen 23 Nisan töreninin yarın öğleden sonra okul bahçesinde kutlanacağı bildiriliyordu. İyi güzel.

Battaniye hala sürünüyor. Akşamları erken uyuyorum. Bende ki bu tembelliği anlamıyorum. Aklımda sürekli yapılacaklar listesi dolaşıyor ama gel gelelim kolum kalkmıyor.

Bildiğiniz her sene girdiğim bezmiş sendromlarım. Tükenmişlik sendromu denen bişey varmış kesinlikle.

Neyse şimdilik bu kadar.
Kalın sağlıcakla.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...