Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2012 Pazartesi

Pazar kahvaltısı

Cumartesi zorla da olsa çıktım 13:00 te. Yine laf edildi, yarım saat daha oyalanın diye ama; söyleyen kişi 09:30 da işe gelmiş, 10:30 da patron çıktıktan sonra kuaförüne gitmiş ve 12:30 da işe geri gelmiştir. Tuzu kurudur. İşte böyle insanlarla çalışıyorum ben. ( acaba bloğumdan haberleri var mı?)

Yıllar sonra pazara da gittim. Hava soğuktu ve tezgahlar toplanıyordu. Buna rağmen 50 tl harcamayı başardım. Ya aksi olsaydı?

Pazar sonrası koca ile düdüklü tencere almaya gittik. Aldım ama çok cahilim bu konuda. Hafiften tırsıyorum da, çaktırmmamaya çalışıyorum.

Pilim bitmiş bir şekilde eve dönerken, "boyası sizden, boyaması bizden" diye bir afiş görüp kuaföre daldım. Çünkü koca kişisine sormuştum saçlarımı boyayabilir misin diye, "hayır" diye net cevap almıştım.

Güya kızım anneannesinde kalacaktı. Saat 20:30 de evdeydi. Ne bize gelmek istiyor, ne anneannesinde kalmak istiyor. Böyle saçmasalak bir durum. Ağladı da ağladı.

Pazar sabah 10:00 da ( yanlış okumadınız, ben bile inanamadım) telefon sesine uyandık kızımla. Baba sabahın köründe balığa gidecekti. "Haydi kahvaltıya gelin " diyordu annem. Evi bomba atılmış gibi bırakıp , atladık arabamıza ve böyle bir sofra ile karşılandık.  Annem aramasaydı eminim aklıma bile gelmeyecekti kahvaltı yapmak. Ece'nin iştahsızlığı da cabası.

Döktürmüş sultanım

Mekdus

Humus

Zeytin Salatası

Patates Salatası

Çocukluğumun özlediğim lezzeti hamur kızartması
Ben yemek bloğu değilim. Elimdeki dandik cep telefonuyla ancak bu kadar çekebildim. Kızım bu sofradakilerden hiç bişey yemedi , iki dilim salam dışında. Ama ben, aksırıncaya , tıksırıncaya kadar yumuldum. Akşama başka yere hayırlı olsuna gittik. O zamana kadar kahvaltı beni idare etti. Varın siz düşünün ne kadar yediğimi :D


Bu postu yazarken kreşten aradılar. Ece iki defa istifra etmiş. Hayırdır inşallah. Zaten kışa girdik gireli bir toparlanamadı kuzum.

Hepinize böyle bereketli, huzurlu, sevdiklerinizle birlikte nice sofraların olduğu güzel haftalar dilerim.



19 Şubat 2011 Cumartesi

Kırmızı şalvar

Yine anneannemizin el emeği göz nuru :)
Bu şalvarın aynısından benim de vardı küçükken. Hala hatırlıyorum nasıl severek giydiğimi:) Babamız pek beğendi Ece'nin şalvarını. Çünkü oldum olası dar giyinmeye karşıdır kendisi :) Sürekli "dar giydirme şu çocuğa"  deyip duruyor.






Seneye pazenden diktireceğim Ece'ye. Hatta gelecek yıl ki kostüm partisine kızımı çiçekçi kız yapıp yollayacağım . Allah izin verirse

Bu arada arka fon hep aynı çünkü , genelde evden çıkmadan önce ayakkabılarımızı giymeden önce çekmeye çalışıyorum fotoları.

17 Şubat 2011 Perşembe

Anne Sevgisi

AVUSTRALYA’da o güne kadar kayıtlara geçirilmiş en şiddetli kuraklık günleri yaşanıyordu. Ormanda yaşayan vahşi hayvanlar, susuzluktan kırılıyordu. O kadar ki, kasaba ve köylere inip, normal şartlarda yanlarına bile yaklaşamayacakları evlerin yakınında, bir yudum olsun içecek su arıyorlardı.Oysa çiftliklerde yaşayanların durumları onlardan daha iyi değildi. Sığırlar ve koyunlar zayıf düşmüşlerdi ve teker teker ölüyorlardı. Çiftçiler ise ellerinde kalan azıcık su ile hem kendilerinin, hem de sahip oldukları hayvanların ihtiyacını gidermeye çalışıyorlardı. Bu yüzden o çok kıymetli suyu, vahşi hayvanlara kaptırmaya hiç niyetleri yoktu. Pek çok çiftçi, ellerinde tüfekler işe su yalaklarının ve depoların önünde nöbet tutmaktaydı.
O kuraklık günlerinden birinde, elinde silah nöbet bekleyen bir çiftçi, çalıkların arasında bir kıpırtı hissetti.“Bu mutlaka vahşi hayvanlardan biri olmalıdır” diye düşündü.
Ağır ve sessiz adımlarla sesin geldiği hedefe doğru ilerlerken, tüfeğini çoktan ateş etmeye hazır hâle getirmişti bile. Yeterince yaklaştığını düşündüğü anda, nişan aldı ve hayvanın ortaya çıkmasını beklemeye başladı. Kısa bir süre sonra çalılıkların arasından, kesesinde yavrusu ile bir kanguru çıktı.
Her halinden susuz olduğu anlaşılan kanguru, kahverengi gözleriyle çiftçiye âdeta yalvarıyordu.
Çiftçi elini tetikten çekti. Bu anne kanguruyu öldüremezdi. Hele yavruya kıymak, asla onun yapabileceği bir iş değildi.
Kanguru ağır adımlarla, inekler için bırakılan su kovasının yanına gitti. Çiftçi hâlâ daha onlara bakıyordu. Kanguru da, gözlerini çiftçiden ayırmıyordu. Kovanın yanına gelen anne kanguru, yavrusunu suya doğru yaklaştırdı. Zavallı küçük kanguru, öyle susamıştı ki, az daha kovanın içinde düşecekti. Anne kanguru ise, aynı yalvaran gözleriyle çiftçiye bakmaya devam ediyordu. Yavru kanguru doya doya suyunu içip, kafasını kovadan çıkarınca, annesi onu ortaya çıktıkları çalılılıklara doğru götürdü ve kısa bir süre sonra da gözden kayboldular.
Olanları seyreden çiftçi ise, tüfeğini br kenara koymuştu ve sessizce ağlıyordu. Çünkü anne kanguru tek bir yudum su içmemişti. Bütün o yalvaran bakışlar, “Lütfen, sadece yavrum için” demekti.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...