23 Haziran 2017 Cuma

Tarif - Film - Bayram

Öncelikle şu sıcak yaz günleri için içinizi ferahlatacak bir limonata tarifine ne dersiniz? Tarif çok pratik. Umut Sepeti gayet ayrıntılı bir şekilde hem yazmış, hem video eklemiş.  Videoyu izlerseniz ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.

Görsel Umut Sepetim'den


1 adet dondurulmuş limon
1 adet dondurulmuş portakal
1 bardak şeker
2 lt ye yakın soğuk su.

Ben buzluğa konmuş limonla portakalın nasıl dilimleneceğini düşünüyordum. Muhtemelen taş gibi falan olurlar diye düşünmüştüm. Ama öyle olmuyormuş. Dilimleyip blenderda şekerle birlikte çekip püre haline getiriyorum. Sonra da su ekleyip süzüyorum. Portakalla limonun birlikteliği limonataya harika bir renk veriyor.  Annem eskiden Handan gibi yapıyordu. Limonları doğrayıp şekerle bir süre beklettikten sonra, yoğuruyordu. Sonra su ekleyip süzüyordu. İkinci tarifi limonları sıkıp şekerle kaynatıp konsantre elde edip saklamaya başladı. Ama bence hiç gereği yokmuş. Şimdi buzluğum bir sürü limon ve portakalla dolu. Dolabımda da hergün taze mis gibi limonata bizi karşılıyor.
Afiyet olsun.

İkinci tavsiye yine Handan'da görüp izlediğim Hidden Figures - Gizli Sayılar filmi. Tek kelimeyle muhteşem. Aynı zamanda iç burkucu. Ben o kadınların yerinde olsam, böyle dimdik ayakta duramazdım. Bu kadar ayrımcılığa tabii tutulup, bu kadar istikrarlı, azimli olamazdım. Şiddetle tavsiye ederim. Sırada yine Handan'ın izlediği benim gözden kaçırdığım ve Şebo'nun da izlenmeli dediği diğer filmlerde.

İyi seyirler.

Ve son olarak herkese;


21 Haziran 2017 Çarşamba

Sürü - Frank Schatzing

İlk defa bu kadar kalın bir kitap okudum.37 günde bitirebildim. Hem 840 sayfa hem puntoları küçük. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Ama Ölüm ve Şeytan la kıyaslarsak Sürü on numara beş yıldız. Yazarın üçüncü kitabı Limit 1248 sayfaymış. Okur muyum bilmiyorum.

Sürü bir bilim kurgu kitabı ama aynı zamanda size okyanuslar, bilim, biyoloji, derin deniz, kimya, coğrafya, orkalar, balinalar ve daha bir sürü şey hakkında bilgi yüklüyor. Kitabın kapağında "Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi! yorumunu sonuna kadar hakediyor.

Okurken kendimi yüzeye çıkmak için çırpınıyormuş, nefes alamıyormuş gibi hissettim. Gerçekten biz insanlık kendinden başkasını düşünmeyen bencil yaratıklarız. Sırf ekonomi için bile bu doğadaki kaç canlıya bilerek ya da bilmeyerek nasıl zarar verdiğimizi hiç düşünmüyoruz.

Bu yaz denize korkmadan girebilir miyim bilmiyorum.

"Ahlak bir insan icadıdır."

"Ne zaman ne yaptığımızı bilmeden çevreyi kurcalasak ölümle kumar oynuyoruz."

"Eğer daireler çizmeye başladıysan yapacak en iyi şey ne, diye sordu kendi kendine. Döngüyü kır. Tekrar yola girmek için ne gerekiyorsa yap. Başkalarına bakmanın bir faydası yok. Kendine bak. Sıra dışı bir şey yap."


"Her şey birdir.
Eğer bir şey değişirse her şey değişir."

"Bilim mucizevi bir şey ve insanlar onunla harikalar yaratıyor."

"Aborjinler doğanın onlara sunduğu kaynaklardan sadece ihtiyaçları olanı alırlar ama beyazlar ellerine geçeni sömürürler."

"En iyi çalışan, en fazla gözden çıkarılabilir olandı."

"Eninde sonunda, insanların yerine makineleri çalıştırıp maliyeti azaltmak mantıklıydı. Makineler güzel, sıcak yemekler istemezdi. Uyumaz, zor şartlarda çalışır ve para almayı beklemezlerdi. Asla şikayet etmezlerdi ve bir sorun çıktığında bir şey vermen gerekmeden onları kaldırıp atabilirdin. Ama robotlar da içgüdüleriyle hareket edemez ve insan gözüyle kulağının yerini tutamazlardı. İnsan denklemden çıkarıldığında insan hatalarından kurtulunabilirdi ama onları tamir edecek insanlar olmadan da makineler çalışamazdı."

"Özgür irade harika bir şeydir ama sadece bir kaç düğmeyi çevirene kadar. Örneğin acı."


"Bir bakteri çağında yaşıyoruz. Üç milyar yıldan fazla zamandır şu anki formlarını değişmeden korudular. İnsanlık geçici bir moda akımı gibidir; ama Güneş patladıktan sonra bile bir yerde, bir şekilde bu mikroplardan bazıları var olmayı sürdürecek. Bu gezegenin gerçek başarı hikayesi onlardır, insanlık değil."

Kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar.

20 Haziran 2017 Salı

Asayiş Berkemal

Son postumdan sonra daha iyiyim. O gün gerçekten sinirden kendi kendimi yiyordum. Ece gerçekten beni yoruyor. Ufaklıktan daha çok. Sürekli tüm ilginin onda olmasını istiyor. Ben gerçekten ergenliğini düşünemiyorum, korkuyorum. Sürekli bir istekle yanıma geliyor. Saçma sapan konulara kafa yoruyor. Alakasız kendini ilgilendirmeyen sorular soruyor. Dizi izlemeye bayılıyor. Yani babasıyla hoşlanmadığımız ne varsa yapıyor sağolsun. Dur bakalım bizi daha neler bekliyor?

Geçen gün annemlerde kaldılar ben de fırsattan istifade evdeki konserve kutularını boyadım. Çok iyi geldi bişeylerle uğraşmak. İlk peçete dekupaj denemem. Yakından bakınca hatalar var ama uzaktan görünmüyor. Sırada sehpalar var. Renkli boyamak istiyorum. Evin venge renginden daral geldi. Ama eşim hiç destek olmuyor bana bu boyama işlerinde. Sanırım heves edip çabuk sıkılmamdan dolayı. 




Haftasonu üçüncü defa hala olacağımın haberini aldım. Kız mı olacak, erkek mi? Kime benzeyecek? Adı ne olacak diye düşünürken buldum kendimi. Ben bu kadar heyecanlandıysam onlar kimbilir neler hissediyor? Sağlıcakla kavuşalım inşallah. Bu sene amcamızın oğlu oldu, sırada Nuno halamızın ve Emrah dayımızın bebekleri var. Aile kalabalıklaşıyor.



Akşam kızlar yine annemde kalınca, aklımda sürekli dolanan yapılacak işler listesinden, mutfak dolabı ile kızların oyun dolabı şıklarını da sildim. İşyerinde dinleniyorum, eve gidince acısı çıkıyor. Evde sadece birkaç saat geçirmek bütün işleri sadece akşamları ve haftasonları yapmak gerçekten can sıkıcı. Gece 1 de işim bittiğinde baya yorulmuştum. Amma boya varmış bizim evde. Sulusu, kurusu, pasteli. Kalem deseniz gırla. Allahım ne gıcık bir iş. Fakat iki baba işi bitirmiş olmanın verdiği huzurla mışıl mışıl uyumuşum. Titiz olmayıp, temizliği bu kadar kafaya takmanın açıklaması nedir onu da anlamış değilim.

Annemlerde kalan kızlar halinden pek memnun. Şila var, evin hemen arkasında taze nohut var, mısır tarlası var. Ohh. Şila sayesinde kızlar köpek korkularını yendiler. Çok istiyordum bir hayvan ile büyümelerini. Emrah dayımızın getirdiği Şila sayesinde bunu başardık. 

Dün sabah işe giderken manavdan çilek aldım. Kaçırdım çilek mevsimini diye üzülmüştüm. Akşam temizleyip, şekere yatırdım. Sabah kaynattım ev mis gibi çilek koktu. İnşallah becerebilmişimdir. Annem soğutup öyle kavanozlara koyar. Ben kaynatıp sıcak sıcak kavanozlara koyup ters çevirdim. Çok bilmişliğin sonu bakalım ne olacak?

Şimdi sırada fotoğraf ayıklayıp tabettirmekte. Ela'nın hala fotoğrafı yok. Kafaya koydum onun da fotolarını tabettirmem lazım artık. Keşke eski usül fotoğraf makineleri kalsaydı. Şimdi dijitaller yüzünden, telefonlar yüzünden insanın elinde doya doya bakacağı fotoğraflar yok.

Ve kitaplığımı da düzeltirsem, sıra gelecek geri dönüşüm projelerine. Kitaplık için eşim yine gaz vermiyor. Her gelen bir kitap alacak, sonra kitap peşine düşeceksin diyor. Bırak kalsın sandık içinde. Ama benim de içime sinmiyor. 

Neyse şimdilik bu kadar.
Sevgiyle kalın.

15 Haziran 2017 Perşembe

İç Döküş

Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hatta kendimden nefret ediyorum. Bloğumu artık eşim bile bilmediğine göre rahat rahat içimi dökebilirim.

Ben harika bir anne değilim. Hatta çabuk sinirlenen, sesi hemen yükselen, herşeye kızabilen iğrenç bir yaratığım. Bu huyumdan hazzetmiyorum. Kendime telkinlerde bulunsam bile başaramıyorum. Çoğu yerde yazmışımdır, kendimin evladı olmak istemezdim diye. 

Ece ile bu sabah yine tatsız bir olay yaşadık. Onun yüzünden mağdur oldum. Beni aradığında hoparlör açıktı ve söylediğim bişeyi üçüncü kişiler duydu. Sabah sabah kudurdum resmen. Ece'nin telefonu olmasına mı kızayım, hemen herşeye kızabilmeme mi kızayım, beni uyarmamasına mı kızayım.... 

Bunu eşimle paylaştığımda suçu bende buldu. Çünkü ben kızlarıma açıklamak yerine sürekli kızan bir anneymişim. Eşimin vardığı sonuç benim anneliği haketmemem, çocukları sevmemem. Bu tabi ki doğru değil. (Bunları yazarken işyerimde beni görmesinler diye dua ediyorum. Ofiste yabancılar var ve ben salya sümük.) Ama düşününce eşime hak veriyorum. Geçen Yeliz yazmıştı. Annelik benim kumaşımda yok diye. Gerçekten beceremiyorum. Çocuklarımı tabi ki seviyorum ama annelik mevzusunda sıkıntılar yaşıyorum. Ece gerçekten çoğu zaman beni zorluyor. İnanılmaz cevaplar veriyor. Beni hem üzüyor hem kızdırıyor.  Bir yanım böyle cevaplar verip benim gibi ezik olmamasına sevinirken, diğer yanım bu saygısızlığını sindiremiyor.  Bana çok düşkün ama benim onun benden bişeyler istemesine tahammülüm yok. Büyüse de çocuk olduğunu unutuyorum. Hala tek başına vakit geçiremiyor. İşim varken sürekli benden ilgi bekliyor. Yapması gerekenleri üç dört kez tekrarlatıyor. 

Hayatından çok şikayetçi olan biri değilim ama artık ben de kendim için bişeyler yapmak istiyorum. 

Annemlere gittiğimde bile rahat edemiyorum, çünkü eşime göre onlara yük oluyormuşuz. Sürekli insanları rahatsız ettiğimize dair düşüncelere kapılıyorum. 

Ciddi ciddi antidepresan kullanmayı düşünüyorum, sinirlerimi aldıramayacağıma göre. Çünkü bu şekilde herkesi kötü etkiliyorum. 

Saçma sapan ruh halleri içerisindeyim. 
Kafanızı şişirdim affola.





12 Haziran 2017 Pazartesi

Bugün Günlerden ELA

Üç sene önce bugün saat 9 da girdin hayatımıza benim sarı şekerim. Anneliğimi taçlandırdın, babana baba olduğunu hatırlattın, Elif Ece'ye ablalığı tattırdın. Hala her gören benim kızım olduğuna inanmıyor. Çoğu zaman bakıcın olduğunu söylüyorum. Ablanın bana olan düşkünlüğünün tersine sen tam bir babacısın. Emzirebilse, emin ol onu da babandan isterdin. Ablanda neye uğradığını şaşıran baban , senin sayende babalıkta level atladı. Vallahi ben halimden memnunum. Çok inatsın, aynı zamanda çılgın. Dans etmeyi seviyorsun ve hala herşeyi ağlayarak yaptırıyorsun. Çok sıcak kanlısın ama bu durum hoşuma gitmiyor haberin olsun. Her kollarını açana sarılmak zorunda değilsin, ya da öp beni diyeni öpmek. Geceleri hala uyanmadan sabaha kadar yattığın gecelerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Bu sene altını bağlamadan yatmaya başladın. Güya büyümüşsün, ama hala her sabah çarşaf pike alez giriyor makineye. Bakalım nasıl aşacağız bu durumu?



Bizde klasik doğumgünleri cumartesileri kutlanır. Hafta arası çalışanlara ızdırap olmasın, bana da evi toplamaya zaman kalsın diye. Ama bu sene nedense çok yoruldum ve kutlamadan bişey anlamadım. Yine doğru düzgün bir fotoğraf çekilmedim, çekilmedik. Şunu anladım ben çok çocuğu idare edemiyorum, çabuk geriliyorum. Sürekli su içmeleri gelir, pastanın belli bir yerini göze kestirir-ki orası emin olun ulaşılmak için baya bir pasta dağıttıktan sonra gelinecek bölgedir. Bütün mutfak dolabındaki tabaklar bardaklar aşağı iner, çatallar yetmez. Evin girilmedik odası kalmaz. Normalde beklenen bişeydir bu ama, çok yorulduğumdan mıdır nedir bu sefer gerçekten isyan ettim. Kağıt bardak tabak olayını da denedim, pek bişey farketmedi. En iyisi dışarıda kutlamak gerçekten. Herkesin ruh sağlığı için :)

Gelelim pastaya, Allahtan Ela küçük. Bu sene pastasını Hello Kitty'li istedi kuzum. Ama pastamızın üzerindeki Hello Kitty nereliydi anlayamadık. Ben evde çizsem daha güzelini çizerdim kesin. Ela mutlu oldu mu, oldu. Ama bu da canımı sıkan mevzulardan biriydi. 

Neyse bu hafta ofis baya yoğun olacak. Yurtdışından misafir ağırlayacağız. Onun da stresinden olsa gerek, fazla duygusala bağlayamadım. Bu da iki arada bir derede yazılmış bir doğumgünü yazısı olsun.

İyi ki doğdun MELEĞİM. Şansın, bahtın açık, sağlığın, neşen daim olsun. Sevdiklerin ve sevenlerin hep seninle, kötüler, kötülükler senden hep uzak olsun.

İyi haftalar.

9 Haziran 2017 Cuma

Ramazan Deyince

Efenim bilenler bilir, fırıncı kızıyımdır. Bildiğiniz eskiden her mahallede yer alan taş fırınlardan. Babamın da pide fırını vardı eskiden. Aslında hala var ama artık eski bir işçisine devretti. Yoruldu canım babacığım. Ayaklarındaki damarların kalınlığı parmağım kadar. Kolay değildir fırın işletmek. Hatta eşim hep dalgasını geçer: kandırdın beni babamın fabrikası var dedin, çıka çıka bir pide fırını çıktı diye.

Sabah çok erken kalkardı babam , bakkallara sabah ekmeği dağıtılacak kolay mı? Bizler uyurken o erkenden ekmek teknesine giderdi. Çocukluğumdan bu yana üç fırın değiştirdik ve bizler hep fırına yakın evlerde oturduk. Annem de babamla çalışırdı. İkisi de çok çalıştılar bugünlere gelmemiz için. Haklarını asla ödeyemeyiz. 

İşte ramazan gelince daha bir yorulurduk hepimiz. Ramazan demek oruç demek, iftara yetişecek siparişler demek, dinlenmeden çalışmak demek. Babam sıcak ocağın karşısında çalışırken bile orucunu tutardı yaz günleri. Ve herkes iftarını açarken bile o çok sonra eve gelip orucunu açardı. Biz kardeşler hepimiz elimizden geldiğince babama yardım ederdik ramazanda. İftara 1-2 saat kala beni eve yollarlardı iftarı hazırlamam için. Evlenene kadar fırın nasıl kullanılır bilmezdim. Bütün yemeklerimiz taş fırında pişerdi. Tadı ise tarif edilemezdi.Bu yüzden çok erken yaşta girmişimdir mutfağa. İlkokulu yeni bitirmiştim elimde patlıcanla yandaki fırına giderdim, annem pide yapıyor olurdu bana nasıl soyacağımı , doğrayacağımı tarif ederdi. Akşam yemeği yediklerinde de asla kötü bir yorum almazdım. Ki beni yemek yapmaya hep teşvik etmişlerdir. Sonra o yemekten bir tabak iki sokak ötedeki halamlara götürürdüm, bir tabak alttaki komşumuza, o tabaklar farklı yemeklerle dolar tekrar gelirdi. İftar sofrası dolup taşardı.

Bayrama son on gün kala kömbe savaşları başlar, eskiden tabi. Çünkü bizim buraların olmazsa olmazıdır kömbe. Eskiden her aile tepsi tepsi kömbe yapardı. Sıraya girerlerdi tepsi kapmak için. Dolayısıyla babam hiç dinlenmeden hatta bazen uyumadan annemle nöbetleşerek kömbe pişirirdi. En zevkli zamanıdır ramazanın. Kadınların sohbeti, şakaları, fıkraları yorgunluğumuzu dindirirdi. İftardan sonra ilerleyen saatlerde kahve yapar indirirdim babamlara, yatmadan önce de çay. uykuları kaçsın diye. kaç sokak öteden duyulurdu kokusu o kömbenin. 
Görsel internetten alıntıdır.


İşte o uykusuz, yorgun günlerin ardından ramazan biter, bayram gelirdi. Gece geç yatan babam hepimizi tembihlerdi. Erken uyananın kulağını çekerim diye . Ama gel gelelim en erken uyanan hep o olurdu yine :)

Bu yazıyı yazarken Çocuklu Hayat bloğundan esinlendim. Çok güzel bir ramazan yazısı yazmış. Tavsiye ederim okumanızı.

Hepinize hayırlı ramazanlar, iyi haftasonları.


6 Haziran 2017 Salı

Size tembel olduğumu söylemiş miydim?

Bloğumu değiştirmek istiyorum. Evet ama yapamıyorum. Kesin sorun bendedir. Şimdi benim amacım blog adresini değiştirmek. Bloğu illa taşımam gerekiyor mu?
Bloğu taşırsam izleyiciler , takip ettiklerim ve bloğumun sağında yer alan herşey sıfırlanacak mı? Yani yeniden düzenlemem gerekecek mi? Bu benim gibi tembel biri için çok meşakkatli bir iş. 
Şu içe dışa aktar olayını beceremedim gitti. En sonunda eskisi gibi kalacak gibi görünüyor. Neyse.

Haftasonu gelsin istemiyorum artık. Gerçekten sürekli evde bir yerleri düzeltmeye çalışmaktan , kafamdakileri gerçekleştirmek istemek ve yapamamaktan bıktım. Konmari yöntemi diye bir şey duydum. Dün ilk defa Ece nin çekmecelerinde denedim ve gerçekten çekmecelerde baya yerin açıldığını gördüm. Sıra Ela ile eşimin çekmecelerinde. Yani üst üste dizmektense böyle sıralamak çok mantıklı geldi. Hem alttan bir şeyi almak isterken üsttekiler de bozulmuyor.

Evde sadece akşamları vakit geçirmek çok can sıkıcı. Zaman yetmiyor kardeşim. Uykuculuk var serde. Tavuk gibi saat 10 da yattığım zaman kendime uyuz oluyorum.  Digi yi de dondurduk. Şu anda evde tv yayını da yok. Ohh

Dolapları düzeltirken bir sürü şeyi ayıkladım. Kafamda bir sürü geri dönüşüm projeleri. Penyelerden ip yapmak istiyorum ama o kadar penyeyi kesip ip yapmak ve örmek işi kaç sene sürer kestiremiyorum. ( Malum yılan hikayesine dönen bir battaniye olayım var benim) Bir de penye ipler nasıl birleştiriliyor. Kilim gibi bir şey örmek istersem ipler nasıl birbirine ekleniyor?

Annemler bir köpek aldılar. Çok güzel bir golden. adını Şila koymuşlar. Ela ve Ece korkuyor. Hatta Ece daha çok. 
video

Okulun kapanmasına 3 gün kaldı ve sınıf mevcudu baya azaldığı için Ece okula gitmiyor. Dolayısıyla yaz sezonu açılmış bulunmakta. Artık hergün dede gelip yazlığa götürecek. Ve bakalım bu yaz sürecinde Şila'ya kim alışacak kim depara kalkacak?

Haftasonu eve gelince dolapta bir sürü salatalık olduğunu gören eşim turşu yap dedi. Bizim Ela günün her saati, her şeyin yanına turşu yiyebilir. İg de sütlaç ile turşu yediği bir video bile var. Salatalık ve küçük elma turşusu yaptım. Bununla birlikte ilk defa kabak turşusu da kurdum. Bakalım nasıl olacaklar. Bir de çilek mevsimi bitmeden reçel kaynatmak istiyorum.

Ela'nın doğumgünü yaklaşıyor ve ben hala kılımı bile kıpırdatmıyorum. Klasik cumartesi kutlaması olacak yine, haftanın hangi gününe denk gelirse gelsin. İftar sonrası olacağı için midir nedir, çok fazla bişey yapasım yok. Pastasını Hello Kitty li istiyormuş sıpam. 

Buyrun size ondan bundan şundan karmakarışık bir yazı. Postuma burda son verirkene Ela'dan bir anekdotla noktayı koyuyorum.

Geçen hafta bir park gezmesi esnasında Ela benim ofisin ordan geçerken bana el sallamak istemiş. Yengesi mesaj attı " cama çık Ela el sallayacak" neyse çıktım, sallaştık. Akşam eve gittiğimde;
- Anne niye izin vermedin ama ben senin fisine gelecektim.
- Nereye gelecektin kızım?
- Fisine :)

Sevgiyle kalın.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...