18 Mayıs 2018 Cuma

I ♥ Eskişehir (Nisan Ayı da diyebiliriz)

Kışın hastalığın dibine vurmuşuz. Ara ara 4 şişe antibiyotik içmişiz. Kızıl denen hastalıkla tanışmamıza hiç memnun olmamışız. Derken bahar gelmiş. Havalar ısınmaya başlamış. Kanımız kaynamalı diye beklerken, tembelliğe daha meyilli olmuşuz.

Eşimin gazıyla Ece ile spora gitmeye karar verdik. Zumbaya yazıldık. Ben zaten kapı gıcırtısına oynayabilen biri olduğum için çok sevdim zumbayı. Ama Ece de bir o kadar mı kütük olur. Hiç mi kıvıramaz, hiç mi annesine çekmez bu kız? Olsun yine de eğleniyoruz. Ama ev kalk gidelim diyor o ayrı mesele. Çünkü yetişemez oldum. Spordan gelince duş falan derken haliyle yorgunluk da çöküyor.

Duyduk ki 14-15 Nisan Elaların kreşinin düzenlediği bir kermes olacakmış. Ve bu kermesten sağlanan gelir Down Sendromlu çocuklar yararına kullanılacakmış. Hemen kurabiye yaptık ve kermese az da olsa bizim de katkımızın olmasını istedik. Çocuklar çok eğlendi.





















Kreşteki 23 Nisan kutlamamızdan
Haco halamız bize 23 Nisan'daki Eskişehir turundan bahsetmişti ama biz gidemeyiz demiştik. Derken annemler de duydu turu, babanla ben gitmek istiyoruz dedi. Hadi siz de gelin diye bize gaz verdi. Biz  hiç gaza gelmeyiz. Babamız zaten katılmaz onu bildiğim için gidemeyiz diyorum ama gitmek de istiyorum. Neyse beyim siz gidin deyince, kim tutar bizi. 23 Nisan tatiliyle haftasonu birleşince kendimizi otobüste bulduk. Okulda düzenlenen 23 Nisan törenine katılım zorunluymuş, idareye şehir dışında olacağımızı bildirdik.

Biz bayıldık Eskişehir'e. Nasıl düzenli, nasıl tertemiz, nasıl yemyeşil olunur bu şehir öğretsin diğerlerine. Büyükşehir Belediye Başkanına buradan takdirlerimi sunuyorum. Balmumu müzesi, Kent Parkı, Hayvanat Bahçesi, Miniatürk, Devrim arabası, Beypazarı ve daha bir sürü yer gezdik. Turun üzerinden neredeyse bir ay geçti ve ben tabi ki unuttum. Ama Eskişehir'i unutmadım, unutamam. Ela daha yola çıkalı 1 saat olmuş üzerine meyve suyu dökmüş olabilir, üç kişi olduğumuz için ben yabancı biriyle seyahat etmiş olabilirim, iki çanta ile seyahat etmek beni zorlayabilir ama yine de iyi ki gitmişiz. Turda çok yorulduk evet ama neyse ki bir gece otelde konaklayacağımız için, ikinci güne enerji depolayabildik. Aslında yazılacak çok şey var ama en kısa ve öz olanı Eskişehir'in yaşanılacak bir şehir olması.









Aşık olduğum Sakura ağacı
Uzun zamandır bu kadar fotoğraflı bir post eklememiştim. Ne kadar zormuş.

Nisan ayında yaptıklarımız yani hatırladıklarım bu kadar. Anı olarak bloğumuza ekler ve kaçarım.

İyi haftasonları. Sağlıcakla kalın.

17 Mayıs 2018 Perşembe

Yuh Bana!

Aylar olmuş yine yazmayalı. Her gün bir konu bulup yazacam diyorum, beceremiyorum. En son doğumgünümde yazmışım. Yazmasam da bloğumun bir yerlerde beni beklediğini biliyorum. Kendimi de biliyorum, bu bloğu devam ettirmek için illa dönüp yazacağım. Ama keşke araya bu kadar zaman koymasam.

Yine pesimist bir ruh haliyle yazacağım. Uyarmadı demeyin. Ben de bu huyumu sevmiyorum ama önüne de geçemiyorum.

Yani Ela defalarca hastalandı hatta bitlendi. Kızıl ile tanıştık. Ece nin alerjisi sürekli pörtleyip, kendini özletmedi.

Eskişehir'e gittik. Muhteşem bir şehir, aşık olup geldik.

Ece'yi mezun ettik.

Anneler günü de neymiş??

Ela'nın yıl sonu gösterisini izledik.

Sınav haftası geldi çattı. Aklıma gelen konu başlıkları bunlar. Hepsini bu postta yazmayacağım.

Kitap okumak, film izlemek, bahar temizliği falan hak getire. En çok da bu yüzden kendimden soğudum. Eşim depresyonda iş durumlarından ötürü. Evde yapmak isteyip yapamadığımız tadilatlar yüzünden evimi sevmez oldum. (nankörlük benimkisi biliyorum ) Nisan ayından itibaren yaptığımız en iyi şey; Ece ile zumbaya yazılmak oldu. Gidip dans edip, deşarj oluyoruz. Ter atıp, kendimizi iyi hissediyoruz. 

Ece ortaokula başlayacak, hala ne yapacağımızı bilmiyoruz. Koleje gitmeyeceği kesin. Hangi ortaokula gideceği henüz belli değil. Kurulu düzen yine bir sarsılacak, sistem çökecek. Yeni program yapılacak, ona adapte olunacak. Ve bu beni geriyor. Yeniliklere ne kadar kapalıymışım meğer. İşyerindeki bilgisayarım, yazıcım değişti bu bile beni gerdi.

Şimdilik bu kadar iç karartma yeter.

Sağlıcakla kalın.

27 Şubat 2018 Salı

4 onluk- 1=Ben

Efenim hönküre hönküre , öksüre öksüre 39 yaşıma giriyorum. Yine yağmurlu bir salı günü doğmuşum anamdan, akşam 5 sularında :) Hastalık olmayaydı iyiydi.

Yaş almak beni korkutmuyor. Triplere girmiyorum. Kızlarım büyüyor, onlarla birlikte ben de büyüyorum. Bilakis her yaşımın bana kattığı güzellikler, değerler var. Bu yaşıma, ortaokuldan sonra (düşünün aradan kaç bin yıl geçmiş) tekrardan küt saçımla girdim mesela. Kendimi çok beğendim bu halimle. Boşuna ertelemişim bunca yıl saçlarımı kesmeyi.  Sonraa, evin dağınıklığını, temizliğini daha az kafaya takmaya başladım sanki. Yani takıyorum ama eskisi kadar değil. Başka birşey de gelmiyor aklıma. Bunlar mıymış sadece bana katılan şeyler ???

Kızlarım zaten ömrümün bana verdiği en güzel hediyeler. Rabbim bana hayat arkadaşımla ve prenseslerimle yaşlanmayı nasip etsin. Onların büyüdüklerini, kendine güvenen, haklarını sonuna kadar savunan, azimli, istikrarlı, merhametli, koruyup kollayan, başkalarına muhtaç olmadan işlerinde mutlu, hayatlarında mutlu oldukları günleri görmeden ölmem inşallah. Kendim için de bişeyler dileyeyim yeni yaşımdan. Zayıfladığım, daha çok gezdiğim, ürettiğim daha az gamlı bol kahkahalı bir yaş olsun lütfen. 

Profildeki yaşımı da düzelteyim. İş arkadaşlarımdan gelen, görmemişin çiçeğiyle olan pozumu da bırakıp gideyim. (Kocamdan çiçek mi? Gelmedi anacım. Neymiş dün ona iş çıkışı verdiğim iki iş, çiçekçiye gitmesine engel olmuş. Çünkü çiçekçiye telefonla sipariş verilmez ki. Hayret bişeysiniz.)

İyi ki doğmuşum ben.


19 Şubat 2018 Pazartesi

Bir aydan fazla olmuş yine yazmayalı. Yazamayalı. Merak eden arkadaşlarım, sağolun varolun. İyiyiz şükür. İzmir'de başladı Ela'nın öksürükleri. Ama nasıl öksürükler anlatamam. İstifralar, altına kaçırmalar başladı bu illet öksürük yüzünden. Gece uyku girmiyor kuzunun gözüne ve tabi bizim de gözümüze. Birer hafta arayla üç tane antibiyotik kullandık. 

Tam iyileştik , düzeldik derken tam ohhh çekecez, Ece'nin ürtikeri kendini hatırlatmaz mı? Kızcağız bişeyler yemiyor diye kalktım vitamin niyetine greyfurt mandalina falan sıkıp içirdim. Aman allahım ertesi sabah kızımın yüzü tanınmaz haldeydi. Hemen hastaneye götürdü babamız. Dört saat süren bir serum yedi kuzum. Bu sefer ben yanında olamadım, içim içimi yedi. Çünkü iş arkadaşım izinliydi. Bu ürtiker acayip bişey. Ne yicez, ne içicez bilemiyorum. Geçen sefer ürtikerle beraber grip de olmuştu, ballı ıhlamur yapmıştım şifa olsun diye. Daha çok şişmesine sebep olmuştum. Bu sefer greyfurt sıktım içsin diye, maalesef yine hata yaptım. Çok illet bir hastalık. Zamanını kestiremiyorsun, sebebini bilmiyorsun. Bir de çocuk büyüdü artık kısıtlayamıyorsun. Yine kortizonlar, antihistaminikler. 

Ve haftasonu bendeniz harika bir öksürükle haşır neşir oldum. Öksürdükçe başım zonkladı. Yatmak istiyorum, ama başımda benimle oynamıyorsun diyen bir Sarı Fırtına varken ne mümkün? Ece bu aralar Avrupa Yakası'nı izliyor. Ordan muhallebiyi duyup benden istiyor. Muhallebiyi beğenmeyen Ela hanım benden cup cake istiyor. Ece ise bugün okula bile muhallebi götürüyor. Yapmazsam içim rahat etmez, mecbur kalkıyorum. Çok şükür bugünümüze diyorum.

İzmir gezimiz çok güzel geçti. Yine soğuk bir zamana denk geldi seyahatimiz. Ama olsun gezmemize mani olmadı. Balçova'da teleferiğe bindik. Vapurla karşıya geçtik. Tramvaya bindik. Kızlar çok eğlendi. 

Bu ay benim doğum ayım :) Kendimi ödüllendirmelere doyamadım. Önce ertelediğim lazere başladım. İnşallah önceki gibi sıkılıp yarım bırakmam. Kendime telefon alabildim sonunda. Çünkü telefonum artık %60 pil durumunda bile kendini kapatmaya başlamıştı. Daha bitmedi, kuaföre gidip bir çılgınlık edip saçlarımı küt kestirdim. Peki neden hiç fotoğraf eklemiyorum. Nazar değmesin diye dermişim :)

Şaka tabi telefonu sabah çıkmadan şarja koymuştum ve hala orda. Unuttum şapşik ben. 

Kitap okuyamıyorum bu aralar. Ufak Tefek Cinayetleri izlemekten vazgeçtim, çünkü çok sıktı. İğrenç arkadaşlık ilişkileri. 

İstanbullu Gelin'e devam. Siren hn damgasını vuruyor son iki bölüme :)

Bir de etraftan Çukur dizisini o kadar tavsiye eden oldu ki, inat etmiştim izlemeyeceğim diye, yine dayanamadım. Arka arakaya 16 bölüm izledim. 
Sıkıntı yoksa, sıkıntı var demektir <...>

Ve tabiki Jet Sosyete. Severim Gülse Birsel'i. İhtiyacımız var gülmeye. 

İşte böyle bizden haberler. Sağlıcakla kalın.

İyi haftalar.


17 Ocak 2018 Çarşamba

Şükür Kavuşturana

Artık hiç şaşırmadığım bir sorun, bilgisayarımın arıza vermesi, ya da herkeste bağlantının olup bende olmaması.

Geçen ayın 29 undan beridir ofisin santrali arızalı. Neymiş yanımızdaki bina yıkılacakmış, bizim de hatlar onlarla aynı kutudaymış. Onlar hatlarını iptal ettirince biz de nasibimizi aldık. İçerdeki kral dairelerinde herkesin var interneti falan ama biz tebaa kısmısında ne telefon, ne bağlantı. Telefon geldi, kasa arıza verdi. Kasa yapıldı usb ler tırt oldu. Amaaan işte böyle.

Yılsonuydu, yılbaşıydı derken ilk ayı yarıladık bile. Cuma günü karneler. İlk haftası izin almalar, İzmir'e gitmeler falan. Kreş bir hafta gitmesen bile ücreti tam alıyormuş, gıcıklar. Ece'nin karnesi çok iyi maşallah. 11 dersin 8 tanesi 100. Diğerlerinin en düşük ortalaması 95 ve hepsi sözel dersler.  Geçtiğimiz cumartesi bir kolejin bursluluk sınavına girdi. Gönderebileceğimden değil ama deneyim oldu en azından.

Bu aralar fazla sorunlu. Annemlerde bile duramıyor. Ki en sevdiği yerdir anneannesinin evi. Anne haydi gidelim diye tutturuyor. Çok sevdiğim çocuk modeli. Çarpacan ağzının ortasına o olacak. Zaten haftada bir görüyorum. Babasının laflarını bana satıyor: Niye bizim evimiz yok muymuş? Kendi evimizde vakit geçiremez miymişiz? Birdiler, iki oldular. Ya sabır. Geçen konser var gidecez, Ece ile Ela'yı anneanneye bırakacaz, Ela da sorun yok ama Ece yi ikna edene kadar kılı kırk yardım. Bu arada söylemesi ayıp Rubato'nun konserine gittik de. İnanılmaz keyifliydi.

Ela deseniz öksürüyor bu aralar, bu da altına kaçırmasına sebep oluyor geceleri. Dr a gittik mecburen, sonuç: faranjit. Bıkmıştım her gün alez , çarşaf, nevresim yıkamaktan. Yıkamak neyse kurumuyorlar da. Benim içiremediğim ilaçlarını kreşe yolladım, öğretmeni mis gibi içiriyor.  Ağlayarak her istediğini yaptırıyor sıpa. Çok güzel yalan söylüyor. Ece ile pek anlaşamıyorlar. Ece çok doğrucu Davut, Ela'nın hayal dümyasını hiç anlamıyor, anlamaya da çalışmıyor. Sürekli kedi köpek gibiler. Benle Ece de öyle. Tartışmasız bir günümüz geçmiyor.

Bu aralar Deniz Erten'in İşaret kitabını pek elime alamadım. Araya Kafka'nın Dönüşüm kitabını soktum. 2 saatlik kitabı bitirmem dört gün sürdü. Uyandığında kendini böcek olarak bulan Gregor Samsa'nın hikayesi. Hayatını ailesine adayan Gregor'un, böcek olduktan ve öldükten sonra ailesinin hayatındaki yeri ve önemi çok güzel anlatılmış. Kafka'ya babası maalesef gerçek hayatında da hep öyle davranırmış. 

Ela'dan bir kaç sözü de şuraya not alayım ve  bitireyim yazımı. Ofiste yabancı misafirler var. Ortam kalabalık.
Porkatal (portakal) - Fison (sifon) - Kaldırma (kaldırım) - sitengap (stand up)

İzmir sonrası görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın.

29 Aralık 2017 Cuma

Yar saçların lüle lüle 2017 sana güle güle

Yaşadığımız olayları yıla yüklemek tabi ki hiç doğru değil biliyorum ama 2016-2017 gerçekten bizim için kötü geçti. Yılların suçu neydi bilmiyorum :)

Ama 2018 den umutluyum. Geçen yılları aratmasın yeter.

Çok şükür sağlığımız var, huzurumuz var, evimiz, aşımız, işimiz var. Nankörlük etmeyeyim. Ama küçük mucizeler de olsa hayatımızda ne güzel olur.

En güzeli herkes için hayırlısını dilemek. 


Ne yazacağımı da bilemedim. Ofis curcuna sabahtan beri. Keyfim yok dünden beri. Akşama sinemaya gideceğiz kız kıza  gelin beri :) Sıkıntılar uzak durun gari :)


MusMUTLU bir yıl olsun, SAĞLIKımız daim olsun, BAŞARImız yüksek olsun, SEVDİKLERİMİZ yanımızda olsun, HUZUR hep olsun, HAYALlerimiz gerçek olsun,UMUTumuz var olsun, PARAmız da bol olursa daha ne isteriz ki senden.




Kalın sağlıcakla.

26 Aralık 2017 Salı

Ela hanımdan inciler

Geçenler de benim beyle atışıyoruz. Ben bulaşık yıkıyorum, o da balkona bakan pencereden bana gıcıklık veriyor. Ela dövim mi babanı kızım?

Ela: Hayır ama o, benim en iyi arkadaşım.

(Kıyamıyor babasına sıpa)

-----------------------------------

Yine kreş çıkışı yanıma gelmiş Sarı Fırtına. O gün bizim menüde elma var. Masamdaki tabakta soyulmuş, dilimlenmiş elmayı yesin diye Ela'yı gaza getirmeye çalışıyorum.

Ben: Bak anneciğim. Bu Pamuk Prenses elması. Kötü kalpli kraliçenin sihir yaptığı kırmızı elma var ya, işte ondan. Yiyen prenses oluyor.... bla bla.

Ela da yüzüme ne diyor bu kadın der gibi bir bakış atıp (hani saçmaladığımı yüzüme vuruyor gibi): Sen ciddi misin?
( Yani anlattıkların o kadar saçma ki, bu söylediklerinde gerçekten ciddi olamazsın der gibi.)

Kimi kandırıyorsam. Ters tepti plan tabi. Elmanın hepsini ben yedim.

-------------------------------------

Geçen akşam bizim yatakta yatıyor cimcimeler. Haftada bir gece benim yanımda yatma hakları var. Ela bunu çok sorgulamasa da, Ece asla atlamıyor. Hatta elinden gelse her akşam benim yanımda yatar. Neyse, uyusunlar diye telefondan, uyku müziği açıp, balkona çamaşır sermeye çıktım. Tabi Ece bizim odada yatıyor olmanın verdiği coşkuyla açtığım uyku müziğine " haydaaaa lülülüşş" diye eşlik edince Ela "annneeee" diye bana seslenir. Yanına gittiğimde:
- Anne, Ece kendini düğünde sanıyor diyerek hepimizi koparıyor.

Şimdilik Ela hanımdan bu kadar. Aslında daha fazlasını yaşıyoruz, daha çok gülüyoruz ama not almayınca maalesef hafızadan siliniyor.


Sevgiyle kalın.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...