aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2017 Salı

Yine Aylardan Kasım

Ce eeee!

Yine ben geldim. Biliyorum blog dünyasında adım nanköre çıkacak. Eskiden bloğumu sabah işe gelir gelmez açardım ve okuma listemdeki herkesin bloğunu ziyaret eder, yorum bile yazardım. Ve ben bundan inanılmaz keyif alırdım. Şimdi instagram var ama inanın orada da aktif değilim. Oldum olası sosyal medyayla aramdaki bağlar sıkı fıkı olmadı zaten. Ama neden bloğumu bu kadar ihmal ediyorum bilmiyorum. Kitap okumaya çalışıyorum. İnternete bir dalarsam kendimi kaybedeceğimi biliyorum. 

Kasım ayı, yani Elif'imin ailemize katıldığı ay. Kendi kendine planlar yapıyor. Bu sene aile ile kutlamak istemiyormuş. Arkadaşlarıyla bir parti kutlaması yapmak istiyormuş, hatta bazı arkadaşlarını davet etmiş bile ve hatta whatsapp ta grup bile kurmuşlar. Durun bakalım ne çıkacak ortaya?

Elif demişken biz her zaman ki gibi çok problemler yaşıyoruz kızımla. Dersleri çok iyi ama sürekli tripler, ters cevap vermeler. Alttan alamayan ben çıldıranzi. Cumartesi bir uzmandan yardım almaya karar verdim. Ama Ece hanıma danışmadığım için gelmek istemiyor hanımefendi. Ya sabır.  Ben de ona bir şart koşacağım. Madem parti istiyor önce o doktora tıpış tıpış gidilecek.  Ela'yı kıskanıyor. Akşam yanına uzanmamı istiyor. Akşamları evde artık tv açmıyoruz. Ödevlerimiz bitmişse, ve benim de işlerim kalmamışsa oturup oyun oynuyoruz, uyku saatine kadar. Sonra yanına uzanıp uykuya dalmasını bekliyorum. Ama bazen atar yapıyorum. Yani 9 yaşında artık.  İstekleri bitmiyor. Büyüdü artık diye düşünüyorum. İnanın ben anneliği beceremiyorum. 

Ela hanım derseniz, bildiğiniz Sarı Fırtına. İnanılmaz asabi. Kriz anında eline ne geçerse fırlatıyor. Kendini yerlere atıyor. Çığlıklar, bağırmalar, zırlamalar. Allahtan baba onunla ilgileniyor. 




Ece geçenlerde bir kedi bulmuş okul yolunda. Ama bizim evimiz kedi beslemeye müsait değil. Bırakın evin müsaitliğini, üç günün sonunda Ece'nin alerjisi yine pörtledi. Dün aldığımız yere bırakmak zorunda kaldık Minnoş'u.









Kasım ayında önce Hacer halamızın doğumgününü kutluyorduk, sonra Ozan'ın ve sonra da Elif Ece'nin. Ve şimdi herkesten önce artık İlkim Çiçek'in doğumgününü kutlayacağız. Nuran halamızın kızı da katıldı ailemize. Ela bu durumdan hiç hoşnut değil ama üzgünüm :) Onun için bir yelek ördüm ilk defa. Ama deminden beri defalarca denedim yine foto ekleyemiyorum. Kafayı yiyeceğim. 




Bu aralar iki dizi izlemeye çalışıyorum, evde değil tabi ki. İstanbullu Gelin ve Ufak Tefek Cinayetler. İkinci dizideki ilişkiler ne kadar çarpık. İnsanların hayatı neler üzerine kurulu. Sanırım izlemekten vazgeçeceğim. Artık benim de Şebo gibi kızlarla film izleme keyifleri yapmam lazım. 

Şimdilik bizden bu kadar.
Sevgiyle kalın. 

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Selam

Nasıl yazsam da yazıma başlasam inanın bilmiyorum.  Ara verince tekrar dönmek zor oluyor hep benim için. Kafamda deli sorular. Bir bıkkınlık, bir boşvermişlik. Aynı zamanda gergin ve sinirliyim. Hep bir şeyleri ertelemek zorundayım.

Eşimin işyerinde hala bir gelişme yok. Neredeyse 2 yıl olacak. Elimizi kolumuzu bağladılar resmen. Evdeki bazı durumlar da bizi geriyor ama hep susmak zorunda kalıyoruz. Şafak sayıyoruz. Ne de olsa okulların kapanmasına az kaldı.

Bununla birlikte güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela ayın 18'inde Said amcamızın ikinci oğlu, Ozan'ın kardeşi Uras bebek katıldı ailemize. O kadar güzeldi ki, hani üçüncüyü doğurası geliyor insanın ama gelip geçici bir histi o kadar. Rabbim isteyen herkese nasip etsin.

Daha sonra ayın 20'sinde Anıt Alanı'nda çok güzel bir organizasyon yapıldı. 1919 gönüllü bir araya geldi ve Atatürk'ün imzasını oluşturdu. İçlerinde biz de varız tabi. O kadar iyi geldi ki bize bu etkinlik. İhtiyacımız varmış. Hava kötüydü, bir yağdı, bir durdu, bir esti ama yine de zamanlama iyiydi. Çünkü organizasyon dağıldıktan en fazla bir saat sonra gök yarıldı resmen.


Bununla birlikte üç günlük tatilde şu postumda yazdığım listeden bir kaç maddenin üzerini çizebildim. Tatil deyince yapılacak işlerin aklıma gelmesinden nefret ediyorum. Elbise dolapları, banyo dolabı tamam, kabanlar, montlar yıkandı kaldırıldı, bir de battaniye yorganların bir kısmı tamam. Gözümü en çok mutfak dolabı korkutuyor.

Bir de uyduruk bir kutu yaptım kendime. İçine evdeki fazla ürünleri dizip dolaba yerleştirdim. Basit bir dıy procesi :) Sırada Ece'den kalma ahşap bir abaküs ile konserve kutu proceleri beni bekliyor. Ha bir de halamızın verdiği bir büstiyeri Eloşa elbise yapacam. Zigonlarımı rengarenk boyayasım da var. Ev o kadar kahve ki, renkli bişeyler eklemek istiyorum.


Bir de bu süre zarfında üç kitap okudum. Haftasonu da yeni bir kitaba başladım. Kitaplar da bir sonra ki postumun konusu olsun bari.

Ha bu arada işyerinden birileri ig hesabımı keşfetti. Bloğumu da keşfeder diye başlığı falan değiştirdim ama umarım işe yarar. Zira burda çok fazla iç döküşlerim var. Sonum olur mazallah :)

Kendinize iyi bakınız.
İyi haftalar.

3 Haziran 2016 Cuma

Verdik Gitti :)

Bu aralar yine yazamamaya başladım. Okuyamıyorum da. Nolacak bu halim bilmiyorum. Yoğun bir hafta içerisindeyiz. Düğünü atlattık bitti çok şükür. Verdik gitti Nuno halamızı. Allah mutlu etsin , herşey gönlünce olur inşallah. 

Hafta arası düğün hakikaten zormuş. İşyerinden izin almak zorunda kalmalar, çocuğu okula gönderememeler, kuaförlerdeki yoğunluk... Mezuniyetler, ramazan dolayısıyla düğünleri erkene almalar derken, kuaföre bir giriyorsun, bir daha çıkamıyorsun. 

Ece geçen hafta rahatsız olduğu için okula gidememişti. Bu hafta da rol yapıyor gitmemek için. Ya bu çocuklar bu okulun değerini hep büyüyünce mi anlayacaklar? Aynı bizim gibi. Hep büyümek için can attık, şimdi de küçülmek için can atıyoruz :)

Geçen hafta sınıfın toplantısı vardı. Eşim katıldı. Ondan rica ettim lütfen çocukların neden bu kadar kendisinden korktuğunu öğretmene sorar mısın diye? Öğretmen anlam verememiş, bizi okula birebir görüşmeye çağırıyor. Oysa Ece nin sınıf arkadaşları Yeşim, Akay, Ceren de korkuyor. Hatta geçen Ceren test kağıdını kaybettiği için korkusundan ağlıyordu. Annesine yalvarıyordu onu okula götürmesi ve durumu öğretmene açıklaması için. Es geçilecek bir konu değil. Ece hoş olmayan şeyler anlatıyor bize. Ben diğer velilerin nasıl şikayet etmediğine hayret ediyorum. 

Bu arada kızım dün madalya kazanmış çünkü sınıfta en çok kendisinin yıldızı varmış. 

Ramazan geldi hoş geldi. Bir bakacaz ki bayram gelmiş. Hayırlısıyla, layığıyla oruç tutmak nasip olur inşallah.

Haftaya Sarı Fırtına'nın doğumgünü. Pazar'a geliyor ama ramazan dolayısıyla cumartesi akşam kutlarız yine koşturmaca. Bir sonraki pazar babalar günü. Sonrasında bayram geliyor zaten. 

Yurtdışından gelen halamız bugün bizde kalacak. Yarın sabaha güzel bir kahvaltı hazırlamalıyım. Ece isteklerini sıralamaya çoktan başladı. 

Benden bu kadar. Herkese iyi haftasonları.




30 Mayıs 2016 Pazartesi

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

Sabah 08:30 mesai başlıyor benim gözümü açtığımda saat kaçtı? 08:03.
Allahtan işyeri eve yakın. Yatakları falan toplayamadan nasıl hazırlandım nasıl çıktım evden bilemedim. Öyle ki yorgunluk var üzerimde. Bir de havalardan mıdır nedir? Uyanamıyor insan, hala serin havalar, uyumak da bir o kadar tatlı.

Ece bu hafta hiç gitmedi okula. İki gün düşmeyen ateşten sonra perşembe günü hastanede aldık soluğu. Mis gibi bademcik iltihabımız vardı. Doktoru çok sevdi Ece. Antibiyotiksiz çıkılmıyor artık doktorlardan. Geniz etimiz için de takip edecez. Bu yaz bol bol yüzecez. Olmadı ufak bir operasyonla aldıracaz.

Hasta halimizle
Önce çarşamba akşamı kendi aramızda ufak bir bekarlığa veda partisi yaptık. Amaç Nuno halamıza biraz raks öğretmekti. :)

Cuma akşamından başladık hazırlıklara. İşyerinden çıkar çıkmaz kuaförde aldık soluğu. Saçlarım koyu olduğu için boya izini sevmiyorum. Cumartesi kınamız var. Ertesi gün için randevumuzu alıp çok geç olmadan çıktık kuaförden. Kuaförümüz de Ece nin sınıf arkadaşının annesi. Çok şeker bir arkadaş.

Cumartesi biraz çarşı işi, bıcı bıcı, öğle uykusu, yemek derken bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Kuaföre zor attık kendimizi. Allahtan çok uzun sürmedi işimiz. Ama iki çocukla hazırlanmak gerçekten zor.


Saat 20:00 gibi kınanın yapılacağı mekandaydık. Aile arası bir merasim olacaktı zaten. Gelinle damat girip dans ettiler ve sonrasında süprizzz. Avusturya'dan Nesrin halamız kardeşine süpriz yapıp geldi. Biz biliyorduk ama belli etmemek için uğraştık tüm hafta. Buluşma gözyaşı seline sebep oldu. Eminim diğer iki abimiz de bu güzel anlarda bizimle birlikte olmak isterlerdi.



Yorucu ama çok güzeldi herşey. Olan ufak çocuklara oluyor. Kucaklarda uyuyakalıyorlar.











Pazar günü de önce Nesrin halayı görmeye gittik. Bizim için getirdiği hediyelere bayıldık.











Akşama doğru hava yağacak gibi ama biz biraz sahil turu yaptık. Rüzgar vardı. Ela taşlarla oynadı hatta tüm kafası kum doldu. Fotoda taşları havada yakalamışım. O kum çakıllar kafasına düştü :) Ece ip atladı. Mısır mevsimini açıp, haşlanmış mısır yediler. 

Ela müziği çok seviyor. Sokak müzisyenlerini görünce durup eşlik etmeye başladı. Ve müzik bitmeden de yürümedi.Eve döndük direkt bıcı bıcı. İkisi çok eğleniyorlar banyoda. Ama ben çok yoruluyorum o ayrı. Ağızları hiç boş durmuyor. Dolayısıyla çamaşır makinesi de :) Uyuyunca kendime vakit ayırabiliyorum. Bitip gitmiş oluyor gün, hatta hafta.

Çarşamba düğünümüz var. Darısı isteyen herkesin başına.
İyi haftalar.






18 Mayıs 2016 Çarşamba

Düğünümüz var

Babamızın üçüz olduğunu bilmeyen kalmadı heralde. İşte o üçüzlerin sonuncusu, tekne kazıntısı halamız evleniyor. İyilik meleği ama Said'in bir numaralı düşmanı, ayağı yanık hamamböcüğü gibi gezen, alışverişlere doyamayan, çerezin hep badem fındığını seçen, keyfine düşkün, uykuyu seven, arada bir espiri yapabilen Nunomuz o bizim.

Çocukların Nuno halası. Çocukla çocuk olan, onları hediyelere boğan, süprizler yapan biricik Nuno halaları. Sonunda kaptırdı gönlünü beyaz atlı prensine. Babaannemiz dedemiz şimdiden düşünüyorlar, o gidince biz napacaz diye. Hepimizden çok emeği var Nuran'ın onlar üstünde. Yoldaşları, canları. Evlenme diyoruz ama dinleyen kim :D

İşte kayınvalidemin benim için yaptığı, bizim Said amca için yaptığımız o bereket keselerinden Nuno hala için yapmanın zamanı geldi çattı.

Normalde tek başıma yapacaktım, Ece uyudu sanmıştım ama bir baktım beş dk sonra yanımda bitti, uyuyamıyormuş. Hazırlığımı görünce gözleri sevinçten parladı. İyi ki uyanmış, ikimiz iki saatte bitirdik keselerimizi. Hem onun için de etkinlik oldu. Ela hn artık izin vermiyor başbaşa bişeyler yapmamıza.

Keselere para , pirinç, buğday, şeker koyup tüllere sardık, rafya ile bağladık. Minik minik güzel keselerimiz oldu. İnşallah kafalarını yarmayız. Şekerlerin de bazıları bayat aramızda kalsın :) İnşallah açıp yiyen olmaz. Yoksa mazallah.



Bu keseler bereket getirsin sizlere. Mutluluklar sizin olsun. Çok bekledin bunu hakettin.

Daha düğün için hiç bir hazırlık yapmadım. Ben kaçanzi.

Çav.


15 Nisan 2015 Çarşamba

DİKKAT !! BOMBACI.

Efenim tarih 11 Nisan cumartesi. İş çıkışı. Saçma bir gün. Ne yapacağını bilmediğin, havanın bile yağsam mı yağmasam mı diye kararsız kaldığı bir gün. Ece hanım halalarıyla çay partilerinde. Biz uyusak mı çıksak mı modundayız. Neyse bari eve geldiğimizde yiyecek bir kap yemeğimiz olsun mantığıyla çorba yapmaya karar verdim. Aldım tarhanayı , koydum düdüklüye. Tarhana düdüklü ne alaka derseniz, burdaki tarhanalar toz tarhana değil. Bildiğiniz buğday tarhanası. Maraş usülü. Islatmadığım için de düdüklüde en pratiği.

Efenim ben ufaklığı emzirirkene , koca kişisine tıslayıp tıslamadığını sordum. başladı dedi. Saate bak dedim. Mutfaktaki saate baktı, çıktı veeee BOMMMMM!!! Mutfağa girdiğimde gözlerime inanamadım. Her yer buhar, kapak yerinde ama, mutfağın bilimum yeri tarhana. Her yer ama her yer. Ağlayacaktım. Kocam temizliğe girişti ama benim ayaklarımın bağı çözüldü. Ya eşim içerdeyken olsaydı. Allah korudu.

Ya düdüklü eski değil. 2-3 sene önce bilindik bir markanınki. İlk defa kullanmıyorum. Lastiğine falan baktım hala sapasağlam. Peki o tarhana, kapak hala yerinde durmasına rağmen nereden yol buldu da kendini dışarılara attı? Sen misin ne yapacağına karar veremeyen, canı sıkılan. Al sana meşgale. İki saat uğraştık temizlemek için.

İkinci olayımız tamamen benim salaklığım.
Tarih dün akşam. Kocacığım sabahları erken kalktığı için yumurta haşlamaya üşeniyor. Biz de akşamdan haşlamaya karar verdik. Kendisi duşa girdi. Ben de yumurta haşlama kabını tezgahın üzerinde gördüm. Hazırlamış unutmasın diye. Dedim ki haşlayayım, iyilik yapayım kocacığıma. Mutfaktan çıkarken de saate baktım. Neyse kocam duştan çıktı. Biz kızlarla sörvayvır izlemekte. Kocam taktı kulaklığını müzik dinlemekte. İçerden bir ses BOMMMMM!!! Önce sesin sebebini anlayamadık. Kocam duymadı bile. Benle Ece çok korktuk. Sedo dördüncü seslenmemizde ancak duydu. Mutfağa bir girdi ve ne gördü sizce? Bu sefer kendimi aşmıştım. Tavanda bile yumurta vardı. Dolayısıyla bu eserimizin adını "Tavanda Yumurta " koyduk. Koku miss :S

Yakında evi yakarım ben bu unutkanlıkla. Bu yaşadığım kaçıncı unutkanlık. Bir ara çorbanın altını açıp, yemeği ısıtmak için fırına koyup, dışarı alışverişe çıkmışlığım var benim.

Allah sonumuzu hayır etsin.
Bunları da ileride okuyup gülmek için yazdım canım bloğuma. Bu aralar ihmallerdeyim yine biliyorum ama kendimde değilim. Gece uykusunu unutturdu Ela bana. Omuzlarım boynum fena. İşyeri deseniz almış başını gidiyor.

Neyse iki kazayı da sağ atlattık. Allah beterinden korusun.
Sevgiler.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi

Son geçen iki haftanın özeti.

Önce ön diş etimle, dudağım arasında çıkan muhteşem yara (aft) ile başladı herşey. Yediğin herşeyi zehire çeviren illet. Bir hafta boyunca yediğim herşey işkenceydi.

Daha geçti geçmedi derken, beni zınk diye olduğum yere çivileyen sırt ağrısı teşrif etti. Eee gece iki bebeyle yatarsan, onları örteyim derken sen sırtın açık yatarsan olacağı bu. Ama nasıl bir ağrı? İşe gelirken giyinmek, ağlatıyordu resmen. Ayakkabıyı giyinmek için ultra bir güç sarfediyordum. İnsanın neresi ağrırsa canı ordaymış gerçekten. Ağzımdaki yaraya, sırt ağrımın eşlik etmesi inanılmazdı. Elayı beşiğinden almak, emzirmek ciddi anlamda beni zorluyordu. Doktora gittim mi? Tabi ki hayır.Haa bir de caanım eşimle biz bir elmanın iki yarısı olduğumuz için :P onun sırtı midesi ağrımazsa olmazdı. Bir evde iki ağrılı ebeveyn fazlaydı. Yatmak için can atmak , ama uzun süre hareketsiz kaldığın için yataktan kalkamamaktan bahsetmiyorum bile.
İş yerinde neredeyse ayakta çalıştım bir hafta. Oturmak, nefes alamamak , hangi pozisyonda durursan dur belini dinlendirememek çok kötü. Sadece ağrı kesici aldım.

Bu arada 27 Ocakta Eloşumun ilk dişi çıktı. Su içirirken farkettim. Hülya ablamız bizden önce farketmiş aslında ama, nasıl olsa farketmişizdir diye söyleme gereği duymamış.

Cumartesi günü Nuno halamız Ece'yi sıkılmasın diye, karne hediyesi babında avm ye götürmek istedi. ( Karnemizi eklemeyi unuttum di mi :( aferin bana ) Bir kaç oyundan sonra bizimki başladı -boğazım da, boğazım. Halamız güzellik yapacakken, burnundan getirdik anlayacağınız. Eve geldik. Bir diğer arkadaşımız da akşam yemeğine davet etti. Gelemeyeceğimizi Ece nin hasta olduğunu falan söyledim ama itiraz kabul etmedi. Arkadaşını görürse açılır diye düşündük, düşünmez olaydık. Yemek burnumuzdan geldi. Ağlamalar, nazlanmalar derken soluğu acilde aldık. Giderken de iğne vurdurmayacağıma dair söz verince, şurup yazdırıp çıktık. Cumartesi gecesini de böyle atlatmış olduk.

Pazar günü güzel bir öğlen uykusu ve hasta olunca içtiği tek çorba olan yayla çorbasıyla biraz kendimize geldik.
Şimdi Ece de iyileşme sırası. İnşallah Eloşa bulaştırmadan atlatırız.

İşte böyle geçti bizim iki haftamız.
Sağlığınız daim olsun.
İyi haftalar

Not: Akşam eve gittiğimde sümüklü ve şimdiye kadar gördüğüm en huysuz Ela ile karşılaştım. Yanii onun hasta olmaması caiz değildi. Hasta olacak ki zincir kırılmasın di mi :(  Sanırım ikinci diş geliyor. Bütün gece koca adam gibi yatağın içinde debelendi durdu kuzum .

14 Ocak 2013 Pazartesi

2 hafta aradan sonra

Bu arayı ilk açışım değil ama, bu aralar gerçekten kafam yerinde değil. Acayip yoğun bir tempo ile çalışıyorum. Bununla birlikte ne öksürüğümden kurtulabildim, ne de geniz akıntımdan. Kızım da ben de hala düşüremedik mendilleri elimizden.

Çok yazasım vardı  ve ziyaret edesim vardı blogdaşlarımı. Bu blog olayı öyle bişey ki, araya mesafe girdi mi, geri toparlamak baya zor oluyor. Sanki illa bir mazeret sunmalıymışsın gibi. Sanki herkes sıraya girmiş benim yazmamı bekliyor da, bende ki havalara bakın siz.

Hepinizin geçmiş olsun dilekleri için çok ama çok teşekkür ederim. Ama geçeceğe benzemiyor maalesef. Kronikleşti. Kızım da bana çekmiş. Küçükken de hep hastaymışım ben. Cüssemizi gören adam sanar, içimiz fos. Allah dermansız dert vermesin ne diyelim, buna da şükür.

Eee peki bu onbeş gün zarfında ne yaptık biz? Hiç bişey. Yani kayda değer hiç bişey. Karadayı'yı izlemeye başladım. İşten geç çıkmaya başladım. Cumartesi kavramını unutmaya başladım.Bla bla..
Sadece iki Cumartesimiz güzeldi. İlkinde Haco halamızın düzenlediği, benim, Ece'nin, Nuno halanın ve ev sahibi Haco halamızın katıldığı bir pijama partisi.
Kız kıza, kafa dağıtmaya birebir. Şaraba kadar herşeyimiz vardı. Mikemmel bir ev sahibi görümcem. Tıksırıncaya kadar dıkındık.
Bu fotolar da o günden Ece'nin kadrajına yansıyanlar:



Gecenin yıldızı. Herkes sıraya girdi fotoğraf çektirmek için.

Ece'nin konu mankeni :)








Geçen Cumartesi de son anda karar verip, kreşimizin organize ettiği Mickey'in Müzik Festivaline gittik. İyi ki de gitmişiz ben Ece den daha çok eğlendim. Kuzum da hiç yormadı beni. Gittiğimiz otobüs de tuvaletli olunca, ohh değmeyin keyfimize. İşkence değil eğlence oldu yolculuk. Ama eve geldiğimizde ikimiz de perttik kızımla. İskenderun-Adana arası bir saat onbeş dk falan. Biliyorum İstanbul'da yaşayanlar için şehir içi yolculuk süresi bu. Millet hergün işe gidip geliyor bu kadar süre. Ama bizim bünyemize ters maalesef.

Yine düzenleyemedim fotolarla yazıyı. ne yazı istediğim yere gidiyor ne resim kayıyor.

Neyse şimdilik benden bu kadar. Şimdi telefonlar beni boğmadan ben bloglar arasında boğulmak istiyorum.
Güpgüzel haftalar diliyorum.

27 Eylül 2012 Perşembe

Ceee eeee

Vira bismillah.

Efsane geri döndü dermişim. :P

Zaten zor oldu gelişim, bir de bloggerın yeni yüzüyle karşılaştık iyi mi?

Bir ay olmuş uğramayalı. Bir gmail sevdasına tutuldum, bloğumu eski hesabımla açamadım. Şimdi iki browser kullanıyorum arkadaşlarımdan aldığım tavsiye üzerine, ama diğeri kağnı gibi ve uyumlu değilmiş. Arkadaşlarım bu fikri vermese kimbilir buralara gelmem daha ne kadar sürerdi? İyi ki varlar.

On günlük yıllık izin kullandım bu süre zarfında, dört günü içeride bıraktım, nolur nolmaz. Sonunda Emrah dayımızı evlendirdik. Defettik başımızdan , kurtulduk. Varsın gelin uğraşsın artık onunla. Hoş annemlerin üstündeki dairede oturuyorlar ama annem dağınıklığından kurtulacak inşallah. Gerçi hala bilgisayar odasını taşımamış yukarı serseri.

Nikahtı, kınaydı, düğündü derken bir hafta koşturmacayla geçti. Kınaya giderken ruj sürmeyi, fotoğraf makinemi yanıma almayı bile unutmuşum, öyle ki stresli çıktık evden. Eşim kıyafetimi bağlayamadı, Ece apartmanı birbirine katan bir sinir krizine girdi. Neyse ki sağ salim atlattık geceyi. Düğünde herşey, herkes daha sakindi. Ta ki o sesi duyana kadar. Daha çantalarımızı masaya bile koymamışım, Ece düştü ve yanağını yere çarptı. Ama çarpma sesini hepimiz duyduk. Salon henüz boştu. Ve ağlama krizine giren Elif Ece'yi susturabilene helal olsun. Bütün düğün gecesi boyunca yapışık bir şekilde eğlenmeye çalıştık. Ve bu geceyi de atlattık çok şükür.

Bu arada bu on günlük izinde yeni kreşimize başladık. Eski kreşle yollarımızı ayırdık. Her ne kadar arayıp, neredesiniz, hala Ece kreşe başlamadı deselerde, onlara bu sene kızımızı kreşe yollamayacağımızı söylesek de, biz çoktan yeni kreşimize başlamıştık. Arada zırtıllasa da, bu kreşimizi hepimiz sevdik gibi. İnşallah böyle devam eder.

Başka ne oldu diye soracak olursanız, insan yazmayınca unutuyor işte böyle. Uğramadığım bir ay zarfında aklımda kalanların hepsi bunlar. Fotoğraflar nerede derseniz, telefonda. Kablo nerede, dağa kaçtı. Bu aralar aklım bir karış havalarda mazur görün pliz. Kitap da okumuyorum epeydir. Kış geliyor düzene girerim diye ümit ediyorum.

Nikaha gitmeden önce çektiğim, yakışıklı kuzeniyle Ece nin bir fotoğrafını ekleyerek postuma son veriyorum. Bakmayın böyle durduklarına, Ece kuzenine hiç pas vermedi.

Ve ben bloglarımla hasret gidermeye gidiyorum.

5 Haziran 2012 Salı

Onlar Erdi Muradına, Biz Çıkalım Kerevetine

En büyük damat, bizim damat :D

Düğünde maalesef aksilikler peşimizi bırakmadı. Topuklu ayakkabılara hamilelikle birlikte veda eden ben düğün için aldığım ayakkabıya zorla 1 saat tahammül edebildim. Ayak parmaklarımı hissetmiyordum artık. Bir saat sonunda çoktan düz taban terliklerim ayağımdaydı. Halayda tam hızımı almış, babamla kendimizi müziğe bırakmıştık ki , elbisemin askısı koparak frene basmamı söyledi. Allahtan cüzdanımda iğne ipliğim herzaman vardır. Zorla tutturup moralim bozuk olarak yerime döndüm. Anlayacağınız kınadaki keyfimden eser yoktu düğünde , ta ki sonlara doğru. Tekrar kanım kaynadı ve kendimi pistte buldum. Zıplıyorduk ve hep bir ağızdan " yaşasın Said'den kurtulduk" diye çığlık atıyorduk :D Bir aksilik daha oldu ama onu yazmayacağım. İyilikten maraz doğar diyenler yalan dememişler. Neyse kazasız belasız atlattık.

Birkaç foto ile düğün anımızı da bloğumuza kaydetmiş bulunmaktayım.

 İşte Truvalı Helen :P
 Neden bilmiyorum ama kızımın profilden fotoğraflarını daha çok beğeniyorum.
 Bir ömür boyu mutluluklar ...
 Bütün gece dibinden ayrılmadı. Damat koltuğundan bile zorla indirdim :)











Bu pozu Ece çekti. Son merakımız fotoğraf çekmek. Ağzım bir karış açık olsa da bu fotoğrafı çok beğendiğim için burada paylaşıyorum.Halaları da çok beğendi. Belki ileri de bir fotoğraf sanatçısı olursa :P "bak annecim asla engel olmadım, sendeki yeteneği keşfetmişim" falan diyebilmek için :D ( Görkem bu da bir sanat değil mi :D )

Yoğun istek üzerine :D Ece nin kınaya gitmeden önce çektiğim boydan fotoğrafı. Elbiselerimiz çok benziyor. Sadece renkleri farklı biliyorum ama Ece beğendi elbiselerini. Açıkçası benim de hoşuma gidince itiraz etmedim. 














İşte böyle. Şimdi sırada Emrah dayımızın düğünü var Eylülde. Darısı tüm bekarların ve isteyenlerin başına.

1 Haziran 2012 Cuma

Bizim Oranın Adetleri

Eylül ayında nişanlamıştık Said amcamızı. Ve dün de kınası vardı. Aylardır bugünü bekliyorduk. Ece elbisesini o kadar beğenerek almıştı ki ( kendi seçti) , giymek için sabırsızlanıyordu. Babamızın ikizi, ayrılmaz ikilisi. Hatta kumam olur kendileri :D

 Çok mutluydu güzel kızım. Hava serindi ama asla ceket giymeyi kabul etmedi. Hasta olacak diye ödüm koptu ama , yok dediyse yok! Bitmiştir olay.
 Bütün gece peşinde dolandı gelinin. Elbisesini tuttu, elbisesini gösterdi, methiyeler dizdi, gözlerini bile ayırmadı üzerinden.
 İşte bizim buranın adetleri. Başlık da bir şarkıdan alıntı. Öyle bir şarkı hatırlıyorum sanki " bizim oranın adetleri, meşhurdur cinayetleri .. "
Bu kına halayı, sadece erkekler tarafından çekilir. Müzik üç defa durur ve damat ile geline kına yakmanın vakti gelip gelmediği sorulur halay başı tarafından.İlk ikisinde " Hayır" diye bağırılır ve sonuncusunda " Evet" denir ve halay biter.
 Bu kına grubu. Yedi çiftten oluşur. Aslında sadece bekarların grupta olması gerekir ama , yedi çifti tamamlamak adına araya evli çiftleri de almışlar :D Güzel koreografileri vardır kına grubunun ama dünkü kına merasimi vasattı. Hatta şaşırdılar arada. Ama yine de seviyorum bu kültürü ben.
 Sonra eller havaya kaldırılıp köprü yapılır ve gelin ile damat başta olmak üzere bütün çiftler bu köprünün altından geçer.
 Ve işte sahnede yine ben ve kocam. Nişanda yüzükleri bizim takmamızı istemişti kayınvalidem ve şimdi de kınayı yine bizim yakmamızı istedi. Adettendir mutlu çiftler seçilir kına yakmak için. Hatta kınayı da bana yoğurttu kayınvalide. Ben gurur duyuyorum bana bu görevler verilince, ama bir yandan da yaşı aldığımın göstergesi sanırım.
İşte yarım dünya bendeniz. Gelini ağlatmayı başaramadık. " Hayatta ağlamam " diye baştan söyledi zaten :) Avucuna bozuk para koyup üzerine kınayı sürdüm.

Ece kına yakmanın ateşli bişeyler olduğunu sanıyor doğal olarak. Geline sürdüğüm kınayı görünce o da eline sürmeye ikna oldu. Bu akşam da benle kızım kına yakacaz.


Yarın düğünümüz var, hepinizi bekleriz. Ve darısı tüm bekarların başına der, genç çifte ömür boyu mutluluklar dileriz.
(Salon sahibi konuşuyor gibi oldu . )

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ondan Bundan Haftasonundan

13. Cumayı atlattık, bakalım haftasonu bizi neler bekliyor derken, geçti gitti yine işbaşı yaptık. Offf
Ben daha bugünden offlayama başlarsam bu hafta geçmek bilmez artık.

Cumartesi gittiler :( Ne çabuk geçti on gün. Doyamadık ki biz sizlere. Ece hiç bişeyini paylaşmadı kuzeniyle. İnanılmaz derecede kaçtı Ömer'den. Ömer de bir o kadar sıcakkanlı. Bir sonraki geliş Emrah dayımızın düğününe inşallah. Bakalım biz ne zaman gideceğiz İzmir'e?Geldiğinde saçları lüle lüleydi, gitmeden tıraş ettirdiler kuzumu. Birincide yapmacık bir gülücük bizim kızdaki, ikinci karede daha belli ne kadar mutlu olduğu.
 


Onlarla vedalaştıktan sonra avm ye kum ile boyama yapmaya gittik.Gitmeden önce anlaşma yapmıştık başka bişey istemek yok diye. Şükür ki ikiletmedi. Çok çabuk ikna oluyor seviyorum bu huyunu. Oradan çıkıp babaannelere yürüdük. Herkes oradaydı.

 Ece ye çok benziyor dediğim Sinem ablası, amcasının kızı. Çayımızı içip eve geçtik. Ece hanımın uyuması gerekiyordu çünkü pazar günü çok yorulacaktı.

Pazar günü bir garipti. Babamız yeğenine söz vermişti sahilden balık tutmaya gideceklerdi. Anneannesi de Ece ye söz vermişti onu Antakya'ya tura götürecekti. Erkenden uyandı, oysa haydi kreşe desem gözünü bile açmazdı. Velhasılı kelam, kuzu tura, sevgili balığa yollanıldı, ben de yatakla olan muhabbetime kaldığım yerden devam ettim. Ama bir yanım da dürtmüyor değildi. "Kalk Nilhan! Erken kalkmışsın, çamaşırı at, balkonu yıka, fırsat bu senin için..." derkene gözümü bir açtım saat 10:00 :( Nasıl vicdan azabı duyuyorum anlatamam. Yıllar sonra ilk defa. Eşim geldi haydi ciğer yemeye gidelim dedi. Evi olduğu gibi bıraktım, sonuçta başbaşa kaldığımız ender anlardandı.
 
Ciğerimizi yeyip , sahile çay içmeye gittik. Ordan eve muhteşem havada yürüdük. Evimiz sahile yakın. Zengin değiliz kayınpeder sağolsun :D Eşimin gözü teknelerdeydi.

-Sana doğumgününde hediye alayım dedim,
-Olur. Şunun fotoğrafını çek ki, alacağın zaman sıkıntı çekmeyesin, bunun gibi birşey arıyorum dersin dedi.( Umut fakirin ekmeği)

Eve geldik, iş bölümü yaptık. Sonra da Zeki abilerle buluştuk. Önce sahilde bir bira içtik, oradan yemeğe geçtik bir cila çektik :) İyi oldu ne de olsa son günleriydi. Bugün Almanya'ya dönüyorlar. Birden bir kalabalık ve birden bir boşluk. İnsan alışıyor. Kavuşmalar bayram havasındayken, vedalaşmalar gurbete lanet ettiriyor.

Kızım gece geldi turdan. 22:00 idi eve geldiğimizde. Hemen uyudu. Gelirken de uyuyordu zaten. Sabah okula gitmek istemedi yine. Nisan sonunda kreşle yollarımızı ayırıyoruz. Bakalım bizi ne bekliyor? Çünkü her sabah aynı şeyleri yaşamaktan sıkıldım. Onu da sıktım. Seneye anasınıfına vermek istiyorum ama kararsızım.Çünkü kızım zor adapte olan biri. Zaman göstersin, yeter kastığım.

Çabuk geçsin bu hafta nolur.
İyi haftalar
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...