"Sayın Velimiz,
12.12.2012 Çarşamba günü kurumumuzda yapılacak fotoğraf çekimi için öğrencilerimizin kılık kıyafet ve saç bakımlarına özen gösterilerek gönderilmeleri önemle rica olunur.
Pamuk Okul Öncesi Eğitim Merkezi"
Dün akşam çantasında bulduğum
bu notla başladı herşey. Ne giydirsem acaba diye düşünürken, pembe
elbisesini (Ece'nin tabiriyle gelinliğini) giymek istediğini söyledi.
Bana da uyardı. Adını koymak en azından sabah yaşanacak olan izdihamı
ortadan kaldıracaktı bana göre. Yani ben öyle sanmıştım , ta ki bu sabah
yaşananlara şahit olana kadar.
Önce gri çorabı değil çiçekli
çorabını giymek istediğini söyledi. Az önce çamaşırları serdiğimi ve
kurumadığını söyledim. O zaman pembe çorabını giymek istediğini söyledi.
Tamam dedim.
Daha sonra, elbisesinin altına beyaz badi giymek
istemediğini söyledi. Yakasından bişey görünmesini istemiyormuş. Üşürsün
falan dedim ama dinletemedim. Tamam dedim.
Sonra bolerosunu giymek istemediğini söyledi. Fotoğraf çekilirken çıkarırsın dedim, tamam dedi.
Sonra
saçlarını yaparken kelebek tokasının bir dişi kırıldı " tüh kırıldı"
dedim , demez olaydım. Olay çıktı, ille de o tokayı çıkarmamı istedi.
Bir süre geçiştirdim. Daha sonra aynada topuzlardan sarkan lüleleri
görünce bunları istemediğini söyledi. Siyah tokayla tuttururum dedim.
Hayır sen topuz yapmayı bilmiyorsun deyip zırtıllamaya başladı.Allahtan
yedeği vardı kırılan tokanın, onunla değiştirdik, sarkan lüleleri de
topladık. Ha bir de topuzlar pinokyo burnu gibi olmayacakmış. Bir saat
onunla uğraştım. Tamam dedim.
Sonra ben giyinmeye başladım.Saat 8'e beş var. Bu arada elbisesinin çiçeğinden sarkan ipi gördü keselim dedi. Tamam dedim.
Sonra bolerosu çözüldü, bağladım. Düğümü dik olmuşmuş, onun için zırtılladı. Fiyonklarını yatay yap dedi. Tamam dedim.
Hangi ayakkabısını giymek istediğini sordum. Çiçekli babetini istedi. Tamam dedim.
Çıkarken
bunlar ayaklarımı acıtıyor çizmelerimi giymek istiyorum dedi. Çizmeler
yağmur çizmeleri, ayaklarını ısıtmaz, yünlüleri giydireyim dedim.
Ağladı. Çizmelerini uzattım, ne yapacağını bilemedi, ne giyiyor, ne
ayağındakileri soyuyor. Böyle saçma salak bir durum. Tabi benim sesler
apartmanı inletiyor.
Modern ebeveynlikmiş. Yok şekerim beceremiyorum işte.
Ağlaya
bağıra çağıra indik merdvenleri, bindik arabaya. Benimki salya sümük ille de çizmelerini
istiyor. Arabayı çalıştırmıştım. Eşek gibi geri söndürdüm. Yukarı
çıktım. Çizmelerini aldım, kapıyı kilitledim, koşarak indim, kapısını
açtım ve içeri fırlattım.Değiştirdi ayakkabıları.
Bu arada 7 dk
var mesaimin başlamasına ve ben daha evin önündeyim. Çantama el attım,
işyerini arayıp geç kalacağımı söylemek için. Ne oldu dersiniz ?
Fermuarı sıkıştı. Açılan aradan zar zor elimi sokup telefonu buldum. İki
kişiyi aramak için yaklaşık 3 dk kaybettim ama kimse açmadı. Salladım
küfürü, bastım gaza.
Arabadan inerken bir fotoğraf çekeyim dedim,
"ne çekiyorsun montla falan , ne görünecek ki?" dedi. Haklıydı ama ben
çekerken de yan yan bakış atmayı ihmal etmedi.
Kreşe girdiğimde
Ajda Pekkan gibi gergindim.Alın sizin olsun dedim. Burcu öğretmenini
görünce ağzı kulaklarında fiyonk oldu sıpanın. Beni de öptü öyle yolladı
işe. İşe geç kalmıştım bir kere. Arabaya bindiğimde tekrar aradım. Ufak
çaplı bir kriz geçirdiğimizi , dolayısıyla geç kalacağımı söyledim.
Dönüşte bir önceki sokakta cenaze çadırı vardı. Eşek gibi yolu uzatmak zorunda kaldım.
Kreşin evimize uzaklığı araba ile 3-5 dk. Güzergahımızda sadece bir trafik lambası var. Takılırsak 1 dk ekstra. Dönüş de keza.
İşyerinin
orada park sorunu var. Akşam da evin önünde olduğu için, dönüşte
arabayı tekrar evin önüne park ediyorum. İşyeriyle ev arası yürüyerek 5 dk. Bu
kadar yakın mesafelere sahip olmamıza rağmen , ben yine de hergün işe
geç kalmayı başarıyorum.
 |
Suratsız sıpa |
 |
yan bakış |
 |
Sittin sene düşünsem, hiç sıkışacağını ummadığım çantam |
 |
İşyerinde zor düzelttim. |
Şimdi bir adaçayı içip sakinleşmem lazım. Bugün Kuzey günü.
Sakin bir gün geçirmenizi dilerim.